calendula officinalis:
dahili olarak ağiz boğaz agrısında , mide ülserinde
harici olarak yara iyilesmesinde kullanılır.
boğaz agrısında 1-2 gr yani bir tatlı kaşığı bitki 150 ml. sıcak suda 10 -15 dakika demlenir ve gunde 3 kez içilir.
harici olarak 1 yemek kasıgı bitki 50o cc sıcak suda 15 dakika demlenir ve yaraya kompres yapılır .
Çocuk Servisi
Dr. Nevin Kurt
Thursday, April 23, 2020
Friday, November 29, 2019
kanser ve beslenme
Karbonhidrat yönünden beslenme:
Günlük enerjinin %55-60’ı karbonhidratlardan sağlanmalıdır.
Çay şekeri, bal, reçel gibi basit karbonhidratların tüketimi azaltılmalı; Tam tahıl, kuru baklagil gibi besinlerde bulunan kompleks karbonhidratların tüketimi arttırılmalıdır.
Protein yönünden beslenme:
Günlük enerjinin yaklaşık %12-15’i proteinlerden sağlanmalı ve daha kaliteli (hayvansal) protein kaynakları tüketilmelidir.
Yağ yönünden beslenme:
Günlük kalorinin %25-30’u yağlardan alınmalıdır. Yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K) vücutta kullanımını sağlamak için enerjinin yağdan gelen oranı %20’nin altına düşmemelidir.
Zeytin ve balık yağı gibi tekli doymamış yağların diyetteki yağın %10- 15’ini oluşturması önerilir. Ayçiçeği, mısır özü gibi yağlar çoklu doymamış yağlardır ve önerilen miktarı diyetteki yağın %7-8’ ini oluşturması önerilir.
Et, yumurta, peynir, süt, tereyağı vb. besinler doymuş yağlardır ve önerilen tüketim miktarı ise toplam yağın %10’udur.
Vitaminler ve Kanser İlişkisi :
A Vitamini:
Önemli bir antioksidan olup, oksidatif tahriplere karşı DNA’yı ve hücre membranını korur. Karotenoidler, A vitaminin ön maddeleri olup yeşil ve sarı meyve ve sebzelerde bulunurlar. Karotenoidler güçlü antioksidan özelliği taşırlar ve bu özellikleri sayesinde kanserojen maddelerin etkisini azaltarak kanserlerin önlenmesinde etkilidir.
C Vitamini:
İmmun sistem işlevi ile vücut direncini artırırlar. Sebze ve meyvelerde bulunan C vitamini kuşburnu, maydanoz, tere, roka, yeşil biber, karnabahar, çilek, domates ve patateste yüksek miktarda bulunmaktadır.
Karsinojenik nitrosaminlerin oluşumunu engelleyerek kansere karşı koruyucu rol alırlar.
B Vitamini:
Bağışıklık sisteminin etkinliği için önemlidir. B vitamini yeterli olduğunda vücut direnci arttığından dolayı kansere karşı vücut direncini artırır.
E Vitamini:
Güçlü bir antioksidandır.
Yağların oksidasyonunu, hücre oksidasyonunu önler ve C vitamini ile birlikte karsinojenik nitrosaminlerin oluşumunu engelleyerek kansere karşı koruyu etki sağlar.
Bitkisel yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemiş ve kurubaklagil gibi yiyeceklerde bulunmaktadır.
D Vitamini:
Karaciğer, yumurta sarısı, süt ve süt ürünlerinde az miktarda bulunmakla birlikte en iyi kaynağı güneştir. Günlük ihtiyaç tümüyle beslenme ile karşılanamamaktadır.
Vücuda yeterli miktarda alınan D vitamini ve kalsiyum kemik kanseri riskini azaltmaktadır.
Mineraller ve Kanser İlişkisi
Çinko:
Ay çekirdeği, su ürünleri, etler, mantar, yumurta ve kuru baklagiller çinko bakımından zengin besinlerdendir.
Çinko antioksidan olması ve bazı kanserojenleri bağlaması özelliği ile kansere karşı koruyucu etki sağlar.
Bakır:
Etler, su ürünleri, kuru baklagiller, yağlı tohumlar ve pekmez bakır yönünden en zengin besin kaynaklarıdır.
Diyetle yeterli bakır alımı serbest radikalleri azalttığı için kansere karşı koruyucu etki sağlamaktadır.
Selenyum:
En çok su ürünlerinde ve kepeği ayrışmamış tahıl ürünlerinde bulunmaktadır.
Diyetle yeterli miktarda alımı kanserojenlere karşı koruyucu etki sağlamaktadır.
İyot: En iyi kaynağı iyotlu tuzdur.
İyot yönünden zengin besinler, balıklar ve mantardır. İyot eksikliği veya fazla alımı tiroit bezinde kanser oluşturma riskini arttırabilmektedir.
Demir:
Etler, su ürünleri, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, susam, pekmez, kuru meyveler demirden zengin besinlerdir.
Demir bazı kimyasal kanserojenlerin etkisini azaltmaktadır.
Kalsiyum:
Süt, yoğurt, peynir, dondurma, yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagiller kalsiyumdan zengin besin kaynaklarıdır.
Kalsiyumun yeterli alınmasının, kemik ve kalın bağırsak kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır.
Nikel:
Yiyecek, içecek ve solunum yolu ile alınabilmektedir.
Fazla alımı kansere neden olabilmektedir.
Kurşun:
En önemli kanserojenlerden olup araba egzozları, fabrika atıkları gibi çevre kirliliği ile su ve besinlere geçerek vücuda alınabilmektedirler.
Kadmiyum:
Fazla alımı kanser oluşumuna neden olmakla birlikte, kirli hava ve fabrika atıklarından, sulara ve besinlere karışarak vücuda alınabilmektedirler.
Arsenik:
Fabrika atıkları; hava, su ve besinlere karışarak vücuda alınırlar.
Ani zehirlenmelere sebep olduğu gibi, az miktarlarda sürekli alımı deri ve akciğer kanser riskini arttırmaktadır.
Fitokimyasallar ve Kanser İlişkisi
Bitkisel kaynaklı biyolojik aktif olan bileşiklere fitokimyasallar denilmektedir.
Oksidan radikallerini tutarak, detoksifikasyon (toksinlerden arınma) enzimlerini aktive ederek ve immün sistemi uyararak kansere karşı koruyucu etki sağlamaktadır.
Likopen:
İnsanlar karotenoit sentezleyemediklerinden dolayı dışarıdan besin olarak almak zorundadırlar.
En önemli kaynağı domates olup likopen; karpuz, pembe greyfurt, kuşburnu ve papayada bulunur. Likopenler oksidatif strese karşı koruyucu etkisinden dolayı kanser riskini azalmaktadırlar.
Polifenoller:
Hemen hemen tüm sebze ve meyvelerde bulunmaktadırlar.
Serbest radikalleri bağlama kapasitesi ve demiri indirgeme gücüne bağlı olarak güçlü antioksidanlardır.
Dolayısıyla kansere karşı koruyucu etkileri bulunmaktadır.
Fenolik asitler ve flavonoidler olmak üzere ikiye ayrılmaktadırlar.
Fenolik Asitler:
Üzüm, greyfurt, domates, portakal ve elma suyu fenolik asit kaynakları olmakla birlikte kanserin başlıca nedeni olan serbest radikallere ve diğer reaktif oksijen türlerine karşı güçlü antioksidan etki gösterirler.
Oksidasyona karşı güçlü inhibitör aktiviteye sahiptirler.
Ayrıca fenolik asitlerin bağışıklık sistemlerini güçlendirici etkileri mevcuttur.
Flavonoidler:
İnsan vücudunda sentezlenemeyen flavonoidler; meyve, sebze, çay, kakao gibi yiyeceklerde bulunmaktadır.
Hem antioksidan olarak hem de serbest radikal yakalayıcısı olarak kansere karşı koruyucu işlev görürler.
Allilik Sülfitler:
Soğan ve sarımsakta bulunmaktadırlar. İmmun sistemi güçlendirerek, karsinojenlerin atımını artırarak ve tümör hücre çoğalmasını baskılayan enzimleri uyararak kansere karşı koruyucu etki göstermektedirler.
Probiyotikler ve Kanser İlişkisi
Probiyotikler; kanserojenlerin inaktivasyonunda, yayılmasında ve özellikle nitrozaminlerin ve safra streollerinin kanser etmeni maddelere dönüşümünün engellenmesinde önemli rol oynamaktadır. Ayrıca probiyotikler, immun sistemi güçlendirerek kanser gelişimine engel olmaktadırlar.
Bağışıklık sistemi iyice zayıflamış kişiler için probiyotikler patojen olmayan mikroorganizmalar olsalar da tehlikeli olabilmekte, sistemik enfeksiyonlara yol açabilmektedir.
Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılabilir?
• Tahıl grubunun, meyve ve sebze grubunun, et grubunun ve süt ve süt ürünleri grubunun bulunduğu sağlıklı tabak oluşturmalıdır.
• Posadan zengin beslenilmelidir. - Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir. - Haftada 2-3 defa kurubaklagil tüketilmelidir. - Her gün tam tahıllı ürünler tüketilmelidir.
• Rafine tahıllar ve saf şeker yerine tam taneli tahıllar tercih edilmelidir.
• Daha az yağ gerektiren pişirme yöntemlerini denenmelidir.
• Nitrit ve nitrat katılmış besinler (salam, sucuk, sosis gibi) tüketilmemelidir.
• Hareketsizlikten kaçınılmalıdır.
• Besinler uygun yerde ve uygun sıcaklıkta saklanmalıdır. - Besin saklamak için üretilmiş kaplarda (boyalı olmayan cam kaplar gibi) besinler saklanmalıdır. - Küf oluşmayacak şekilde, uygun ısıda ve sürede besinler saklanmalıdır.
• Alkol ve sigara tüketilmemelidir.
Uzm. Dyt. Merve ÖZ
Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi
Günlük enerjinin %55-60’ı karbonhidratlardan sağlanmalıdır.
Çay şekeri, bal, reçel gibi basit karbonhidratların tüketimi azaltılmalı; Tam tahıl, kuru baklagil gibi besinlerde bulunan kompleks karbonhidratların tüketimi arttırılmalıdır.
Protein yönünden beslenme:
Günlük enerjinin yaklaşık %12-15’i proteinlerden sağlanmalı ve daha kaliteli (hayvansal) protein kaynakları tüketilmelidir.
Yağ yönünden beslenme:
Günlük kalorinin %25-30’u yağlardan alınmalıdır. Yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K) vücutta kullanımını sağlamak için enerjinin yağdan gelen oranı %20’nin altına düşmemelidir.
Zeytin ve balık yağı gibi tekli doymamış yağların diyetteki yağın %10- 15’ini oluşturması önerilir. Ayçiçeği, mısır özü gibi yağlar çoklu doymamış yağlardır ve önerilen miktarı diyetteki yağın %7-8’ ini oluşturması önerilir.
Et, yumurta, peynir, süt, tereyağı vb. besinler doymuş yağlardır ve önerilen tüketim miktarı ise toplam yağın %10’udur.
Vitaminler ve Kanser İlişkisi :
A Vitamini:
Önemli bir antioksidan olup, oksidatif tahriplere karşı DNA’yı ve hücre membranını korur. Karotenoidler, A vitaminin ön maddeleri olup yeşil ve sarı meyve ve sebzelerde bulunurlar. Karotenoidler güçlü antioksidan özelliği taşırlar ve bu özellikleri sayesinde kanserojen maddelerin etkisini azaltarak kanserlerin önlenmesinde etkilidir.
C Vitamini:
İmmun sistem işlevi ile vücut direncini artırırlar. Sebze ve meyvelerde bulunan C vitamini kuşburnu, maydanoz, tere, roka, yeşil biber, karnabahar, çilek, domates ve patateste yüksek miktarda bulunmaktadır.
Karsinojenik nitrosaminlerin oluşumunu engelleyerek kansere karşı koruyucu rol alırlar.
B Vitamini:
Bağışıklık sisteminin etkinliği için önemlidir. B vitamini yeterli olduğunda vücut direnci arttığından dolayı kansere karşı vücut direncini artırır.
E Vitamini:
Güçlü bir antioksidandır.
Yağların oksidasyonunu, hücre oksidasyonunu önler ve C vitamini ile birlikte karsinojenik nitrosaminlerin oluşumunu engelleyerek kansere karşı koruyu etki sağlar.
Bitkisel yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemiş ve kurubaklagil gibi yiyeceklerde bulunmaktadır.
D Vitamini:
Karaciğer, yumurta sarısı, süt ve süt ürünlerinde az miktarda bulunmakla birlikte en iyi kaynağı güneştir. Günlük ihtiyaç tümüyle beslenme ile karşılanamamaktadır.
Vücuda yeterli miktarda alınan D vitamini ve kalsiyum kemik kanseri riskini azaltmaktadır.
Mineraller ve Kanser İlişkisi
Çinko:
Ay çekirdeği, su ürünleri, etler, mantar, yumurta ve kuru baklagiller çinko bakımından zengin besinlerdendir.
Çinko antioksidan olması ve bazı kanserojenleri bağlaması özelliği ile kansere karşı koruyucu etki sağlar.
Bakır:
Etler, su ürünleri, kuru baklagiller, yağlı tohumlar ve pekmez bakır yönünden en zengin besin kaynaklarıdır.
Diyetle yeterli bakır alımı serbest radikalleri azalttığı için kansere karşı koruyucu etki sağlamaktadır.
Selenyum:
En çok su ürünlerinde ve kepeği ayrışmamış tahıl ürünlerinde bulunmaktadır.
Diyetle yeterli miktarda alımı kanserojenlere karşı koruyucu etki sağlamaktadır.
İyot: En iyi kaynağı iyotlu tuzdur.
İyot yönünden zengin besinler, balıklar ve mantardır. İyot eksikliği veya fazla alımı tiroit bezinde kanser oluşturma riskini arttırabilmektedir.
Demir:
Etler, su ürünleri, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, susam, pekmez, kuru meyveler demirden zengin besinlerdir.
Demir bazı kimyasal kanserojenlerin etkisini azaltmaktadır.
Kalsiyum:
Süt, yoğurt, peynir, dondurma, yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagiller kalsiyumdan zengin besin kaynaklarıdır.
Kalsiyumun yeterli alınmasının, kemik ve kalın bağırsak kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır.
Nikel:
Yiyecek, içecek ve solunum yolu ile alınabilmektedir.
Fazla alımı kansere neden olabilmektedir.
Kurşun:
En önemli kanserojenlerden olup araba egzozları, fabrika atıkları gibi çevre kirliliği ile su ve besinlere geçerek vücuda alınabilmektedirler.
Kadmiyum:
Fazla alımı kanser oluşumuna neden olmakla birlikte, kirli hava ve fabrika atıklarından, sulara ve besinlere karışarak vücuda alınabilmektedirler.
Arsenik:
Fabrika atıkları; hava, su ve besinlere karışarak vücuda alınırlar.
Ani zehirlenmelere sebep olduğu gibi, az miktarlarda sürekli alımı deri ve akciğer kanser riskini arttırmaktadır.
Fitokimyasallar ve Kanser İlişkisi
Bitkisel kaynaklı biyolojik aktif olan bileşiklere fitokimyasallar denilmektedir.
Oksidan radikallerini tutarak, detoksifikasyon (toksinlerden arınma) enzimlerini aktive ederek ve immün sistemi uyararak kansere karşı koruyucu etki sağlamaktadır.
Likopen:
İnsanlar karotenoit sentezleyemediklerinden dolayı dışarıdan besin olarak almak zorundadırlar.
En önemli kaynağı domates olup likopen; karpuz, pembe greyfurt, kuşburnu ve papayada bulunur. Likopenler oksidatif strese karşı koruyucu etkisinden dolayı kanser riskini azalmaktadırlar.
Polifenoller:
Hemen hemen tüm sebze ve meyvelerde bulunmaktadırlar.
Serbest radikalleri bağlama kapasitesi ve demiri indirgeme gücüne bağlı olarak güçlü antioksidanlardır.
Dolayısıyla kansere karşı koruyucu etkileri bulunmaktadır.
Fenolik asitler ve flavonoidler olmak üzere ikiye ayrılmaktadırlar.
Fenolik Asitler:
Üzüm, greyfurt, domates, portakal ve elma suyu fenolik asit kaynakları olmakla birlikte kanserin başlıca nedeni olan serbest radikallere ve diğer reaktif oksijen türlerine karşı güçlü antioksidan etki gösterirler.
Oksidasyona karşı güçlü inhibitör aktiviteye sahiptirler.
Ayrıca fenolik asitlerin bağışıklık sistemlerini güçlendirici etkileri mevcuttur.
Flavonoidler:
İnsan vücudunda sentezlenemeyen flavonoidler; meyve, sebze, çay, kakao gibi yiyeceklerde bulunmaktadır.
Hem antioksidan olarak hem de serbest radikal yakalayıcısı olarak kansere karşı koruyucu işlev görürler.
Allilik Sülfitler:
Soğan ve sarımsakta bulunmaktadırlar. İmmun sistemi güçlendirerek, karsinojenlerin atımını artırarak ve tümör hücre çoğalmasını baskılayan enzimleri uyararak kansere karşı koruyucu etki göstermektedirler.
Probiyotikler ve Kanser İlişkisi
Probiyotikler; kanserojenlerin inaktivasyonunda, yayılmasında ve özellikle nitrozaminlerin ve safra streollerinin kanser etmeni maddelere dönüşümünün engellenmesinde önemli rol oynamaktadır. Ayrıca probiyotikler, immun sistemi güçlendirerek kanser gelişimine engel olmaktadırlar.
Bağışıklık sistemi iyice zayıflamış kişiler için probiyotikler patojen olmayan mikroorganizmalar olsalar da tehlikeli olabilmekte, sistemik enfeksiyonlara yol açabilmektedir.
Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılabilir?
• Tahıl grubunun, meyve ve sebze grubunun, et grubunun ve süt ve süt ürünleri grubunun bulunduğu sağlıklı tabak oluşturmalıdır.
• Posadan zengin beslenilmelidir. - Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir. - Haftada 2-3 defa kurubaklagil tüketilmelidir. - Her gün tam tahıllı ürünler tüketilmelidir.
• Rafine tahıllar ve saf şeker yerine tam taneli tahıllar tercih edilmelidir.
• Daha az yağ gerektiren pişirme yöntemlerini denenmelidir.
• Nitrit ve nitrat katılmış besinler (salam, sucuk, sosis gibi) tüketilmemelidir.
• Hareketsizlikten kaçınılmalıdır.
• Besinler uygun yerde ve uygun sıcaklıkta saklanmalıdır. - Besin saklamak için üretilmiş kaplarda (boyalı olmayan cam kaplar gibi) besinler saklanmalıdır. - Küf oluşmayacak şekilde, uygun ısıda ve sürede besinler saklanmalıdır.
• Alkol ve sigara tüketilmemelidir.
Uzm. Dyt. Merve ÖZ
Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi
Gıdaların Bağışıklık Üzerine Olan Etkileri
• Yumurta, süt, balık, ıspanak, portakal, havuç, yeşilbiber, kayısı gibi sarı, turuncu ve yeşil sebze ve
meyvelerdeki A vitamini güçlü birer antioksidan.
Bu besinlerin belirli ölçülerde tüketilmesi hastalıklardan korunmada önemli rol oynar.
• C vitamini vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlar ve savunma sistemini güçlendirir. Yeşilbiber, maydanoz, tere, roka, karnabahar, ıspanak, portakal, limon, mandalina, kuşburnu gibi besinler bol C vitamini içerir.
C vitamini kaybını önlemek için salatalar da meyve suları gibi tüketilmeden hemen önce hazırlanmalıdır.
• E vitamininin en önemli özelliği güçlü bir antioksidan olmasıdır.
Fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar, sıvı yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller E vitamini zenginidir.
• Balık, balıkyağı, fındık ve cevizde bulunan Omega-3 yağ asitleri güçlü bir antioksidandır ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir.
Ayrıca zeytinyağı, fındıkyağı gibi sıvı yağlarda bulunan Omega-9 yağ asitleri de bağışıklık sistemini olumlu etkiler.
• Çinko, yaşamı tehdit eden enfeksiyonların sıklığını azaltır.
En iyi kaynakları, kırmızı et ve kabuklu deniz ürünleri ile karaciğer gibi hayvansal kaynaklı besinlerdir.
• Kefir ve yoğurt florayı güçlendirerek gastrointestinal sistem enfeksiyonlarına karşı direnç oluşturur. Yoğurt prebiyotiktir, yani probiyotiklerin üremesini arttırır.
Kefir, probiyotiktir ve tümör oluşumunu engeller.
Ayrıca bol miktarda vitamin sentezi yaparlar. Kefir mikroorganizmalarının ürettiği biyotin diğer B kompleks vitaminlerinin emilimini de arttırır.
• Bal, ağız, boğaz ve bronşlardaki enfeksiyonlarda doğal bir ilaç olarak kullanılır.
• Sarımsağın yapısında bol miktarda su, fruktoz içeren karbonhidratlar, kükürt bileşikleri, protein, lif ve serbest aminoasitler bulunur. Sarımsak ayrıca yüksek miktarda saponin, fosfor, potasyum, kükürt, çinko, orta miktarda selenyum, A ve C vitaminleri ile az miktarda da kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir, manganez ve B kompleks vitaminlerini içerir.
• Karamürverin meyvelerinden hazırlanan ilaçlar üst solunum yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılmaktadır.
Karamürver, hem bağışıklık sistemini güçlendirici etkiye sahip hem de antiviral etkilidir.
Tükettiğimiz gıdaların doğru seçimi ve koruyucu / tedavi edici bitkiler ile bir çok hastalıkla mücadele edebileceğimiz gerçeğini unutmayarak, uzman hekimlerin doğru tedavi yaklaşımları ve günümüz tıbbının imkanları ile daha sağlıklı bir yaşam sürebiliriz.
Hastalıklardan korunma ve tedavide bitkisel tedavilerin ve gıdaların, kullandığımız ilaçlarla etkileşimleri olabileceği, yani ilaçların istenen etkilerini azaltıp, arttırabileceklerini akıldan çıkarmamalıdır. Bu tedavileri uygulamadan önce mutlaka tedaviyi üstlenen hekime danışılmalı.
Karamürver, zencefil, adaçayı, karabiber ve melisa yapraklarından yapılan çay bağışıklık sistemini güçlendirir. Mürver bitkisinin içerisindeki flavonoidler ve antosiyaninler antioksidan etkisinin yanı sıra bağışıklık sistemini uyarıcı etki gösterir ve vücudun direncini arttırır.
Ülkemizde yaygın olan ve oğul otu olarak bilinen ve günlük rahatsızlıklardan özellikle uçuk iyileştirici etkisi için kullanılan Melissa Officinalis sulu özütünün uçuk virüsüne karşı antiviral etkisi 2 klinik araştırma ve 3 in vitro çalışma ile araştırmacılar tarafından kanıtlandı. Herpes Labialis virüsüne karşı antiviral etkisi için klinik araştırma ve sırasıyla HIV, Influenza ve Vaksinia virüslerine karşı in vitro çalışmalar yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda melissa kreminin Herpes simplex lezyonlarında şikayetlerin azaltılmasında ve enfeksiyonların tedavi edilmesinde pozitif sonuçlar verdiği gözlenmiştir.
Adaçayının içerdiği uçucu bileşenlerin, ağız ve boğazda yerleşen enfeksiyon ve iltihaplarda (farenjit, jinjivit gibi) yararlı olduğu biliniyor. Son yıllarda karabiberin içindeki piperidinin santral sinir sistemi üzerinde uyarıcı, ağrı kesici ve ateş düşürücü etkileri de tespit edildi. Ayrıca zeytinyağı, fındıkyağı gibi sıvı yağlarda bulunan Omega-9 yağ asitleri de bağışıklık sistemini olumlu etkiler.
Prof. Dr. Gülçin KANTARCI
Bu besinlerin belirli ölçülerde tüketilmesi hastalıklardan korunmada önemli rol oynar.
• C vitamini vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlar ve savunma sistemini güçlendirir. Yeşilbiber, maydanoz, tere, roka, karnabahar, ıspanak, portakal, limon, mandalina, kuşburnu gibi besinler bol C vitamini içerir.
C vitamini kaybını önlemek için salatalar da meyve suları gibi tüketilmeden hemen önce hazırlanmalıdır.
• E vitamininin en önemli özelliği güçlü bir antioksidan olmasıdır.
Fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar, sıvı yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller E vitamini zenginidir.
• Balık, balıkyağı, fındık ve cevizde bulunan Omega-3 yağ asitleri güçlü bir antioksidandır ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir.
Ayrıca zeytinyağı, fındıkyağı gibi sıvı yağlarda bulunan Omega-9 yağ asitleri de bağışıklık sistemini olumlu etkiler.
• Çinko, yaşamı tehdit eden enfeksiyonların sıklığını azaltır.
En iyi kaynakları, kırmızı et ve kabuklu deniz ürünleri ile karaciğer gibi hayvansal kaynaklı besinlerdir.
• Kefir ve yoğurt florayı güçlendirerek gastrointestinal sistem enfeksiyonlarına karşı direnç oluşturur. Yoğurt prebiyotiktir, yani probiyotiklerin üremesini arttırır.
Kefir, probiyotiktir ve tümör oluşumunu engeller.
Ayrıca bol miktarda vitamin sentezi yaparlar. Kefir mikroorganizmalarının ürettiği biyotin diğer B kompleks vitaminlerinin emilimini de arttırır.
• Bal, ağız, boğaz ve bronşlardaki enfeksiyonlarda doğal bir ilaç olarak kullanılır.
• Sarımsağın yapısında bol miktarda su, fruktoz içeren karbonhidratlar, kükürt bileşikleri, protein, lif ve serbest aminoasitler bulunur. Sarımsak ayrıca yüksek miktarda saponin, fosfor, potasyum, kükürt, çinko, orta miktarda selenyum, A ve C vitaminleri ile az miktarda da kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir, manganez ve B kompleks vitaminlerini içerir.
• Karamürverin meyvelerinden hazırlanan ilaçlar üst solunum yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılmaktadır.
Karamürver, hem bağışıklık sistemini güçlendirici etkiye sahip hem de antiviral etkilidir.
Tükettiğimiz gıdaların doğru seçimi ve koruyucu / tedavi edici bitkiler ile bir çok hastalıkla mücadele edebileceğimiz gerçeğini unutmayarak, uzman hekimlerin doğru tedavi yaklaşımları ve günümüz tıbbının imkanları ile daha sağlıklı bir yaşam sürebiliriz.
Hastalıklardan korunma ve tedavide bitkisel tedavilerin ve gıdaların, kullandığımız ilaçlarla etkileşimleri olabileceği, yani ilaçların istenen etkilerini azaltıp, arttırabileceklerini akıldan çıkarmamalıdır. Bu tedavileri uygulamadan önce mutlaka tedaviyi üstlenen hekime danışılmalı.
Karamürver, zencefil, adaçayı, karabiber ve melisa yapraklarından yapılan çay bağışıklık sistemini güçlendirir. Mürver bitkisinin içerisindeki flavonoidler ve antosiyaninler antioksidan etkisinin yanı sıra bağışıklık sistemini uyarıcı etki gösterir ve vücudun direncini arttırır.
Ülkemizde yaygın olan ve oğul otu olarak bilinen ve günlük rahatsızlıklardan özellikle uçuk iyileştirici etkisi için kullanılan Melissa Officinalis sulu özütünün uçuk virüsüne karşı antiviral etkisi 2 klinik araştırma ve 3 in vitro çalışma ile araştırmacılar tarafından kanıtlandı. Herpes Labialis virüsüne karşı antiviral etkisi için klinik araştırma ve sırasıyla HIV, Influenza ve Vaksinia virüslerine karşı in vitro çalışmalar yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda melissa kreminin Herpes simplex lezyonlarında şikayetlerin azaltılmasında ve enfeksiyonların tedavi edilmesinde pozitif sonuçlar verdiği gözlenmiştir.
Adaçayının içerdiği uçucu bileşenlerin, ağız ve boğazda yerleşen enfeksiyon ve iltihaplarda (farenjit, jinjivit gibi) yararlı olduğu biliniyor. Son yıllarda karabiberin içindeki piperidinin santral sinir sistemi üzerinde uyarıcı, ağrı kesici ve ateş düşürücü etkileri de tespit edildi. Ayrıca zeytinyağı, fındıkyağı gibi sıvı yağlarda bulunan Omega-9 yağ asitleri de bağışıklık sistemini olumlu etkiler.
Prof. Dr. Gülçin KANTARCI
Wednesday, October 23, 2019
Alerjiye Karşı Direnç Nasıl Kazanılır?
Evde kullanılan temizlik malzemelerinden, parkelerden, yağlı boyalardan, mobilyalardan buharlaşarak yaşadığı ortamın havasına karışan kimyasallar, insana solunum yoluyla dönen zehirlerdir. Bu nedenle yaşadığınız ortamları sık sık havalandırınız. Özellikle temizlik yapılan günlerde daha çok havalandırınız.
Harnup ile Alerjiye Karşı Direnç Kazanmak
Orta büyüklükteki keçiboynuzundan altı-yedi tanesini önce soğuk su altında yıkayınız. Daha sonra bunları küçük küçük (üç-dört cm uzunluğunda) kırarak, kaynamakta olan yarım litreye yakın suyun içerisine atınız. Kısık ateşte yedi-sekiz dakika kaynatınız. Soğuduktan sonra süzerek suyunu cam şişeye doldurunuz.
Her gün sabah kahvaltı arasında ve akşam yemeğinden önce bir çay bardağı içilir. Yaklaşık yarım litre olarak hazırladığınız keçiboynuzunun haşlanmış suyu üç gün buzdolabında bozulmadan korunabilir. Her üç günde bir, taze olarak hazırlamanız gerekecektir. Hiç ara vermeden bir ay uygulayınız. Yılda iki-üç defa tekrarlanabilir.
Her gün sabah kahvaltı arasında ve akşam yemeğinden önce bir çay bardağı içilir. Yaklaşık yarım litre olarak hazırladığınız keçiboynuzunun haşlanmış suyu üç gün buzdolabında bozulmadan korunabilir. Her üç günde bir, taze olarak hazırlamanız gerekecektir. Hiç ara vermeden bir ay uygulayınız. Yılda iki-üç defa tekrarlanabilir.
Çekirdekli Siyah Kuru Üzüm ile Alerjiye Karşı Direnç Kazanmak
Alerjiye karşı vücudunuza direnç kazandırmak istiyorsanız, zaman zaman dört-beş gün arka arkaya günde iki kez, aç karnına yirmi-yirmibeş tane siyah kuru üzüm çekirdeğini havanda ezip bekletmeden çiğneyerek tüketiniz. Üzümün çekirdeğini çiğnerken buruk tadını algılamak gerekir. Eğer buruk tadını algılamıyorsanız ya bayat ya da yanlış tür üzümdür.
DOĞRU BİTKİ KULLANIMI!
Tüm bu kürleri kullanırken dikkat edilmesi gereken en önemli husus; bitkinin raf ömrüdür. İkincisi bitkinin doğru zamanda toplanmış olmasıdır. Üçüncüsü ise bitkinin nasıl kurutulmuş olduğudur. Her bitkinin özelliğine göre uygun koşullarda kurutulmuş olması gerekir. Bazı bitkiler gölgede, bazıları güneşte, bazıları ise karanlıkta kurulması gerekir. En önemlisi ise kullanacağınız bitkinin mutlak surette doğru tür olmasıdır. Eğer doğru bitki türü değil ise kürün etkisini büyük oranda azaltmaktadır.
profsaracoglu.com
Thursday, October 3, 2019
ANNE SÜTÜNÜ ARTIRICI BİTKİSEL KÜRLER
Emzirme dönemi annelerin oldukça
hassas ve stresli olduğu bir dönemdir. Bu dönemde tüketecekleri besinler süt
verimliliğini artırmaktadır.
• Taze beyaz üzüm
• Dereotu
• İncir (taze veya kurutulmuş)
• İncir-havuç
• Taze beyaz dut
• Haşlanmış taze beyaz dut kurusu
Bunların dışında
diğer yardımcı kürlerse şunlardır:
• Anason
• Kereviz
• Taze kereviz
yaprakları
• Bal kabağı
• Çilek
• Kıvırcık salata
• Sumak
• Rezene çayı
• Tere
Kür 1: Günde iki porsiyon taze beyaz üzüm tüketmek anne sütünü artırıcıdır.
Kür 2 : Sabah-akşam yemeklerden önce tüketeceğiniz dereotu sütünüzün artmasını
sağlayacaktır.
Kür 3: Anne sütünü artırmak
için haşlanmış kuru incir suyu
da içebilirsiniz. Sekiz-dokuz adet kuru inciri yarım litre klorsuz suda en
fazla on dakika haşlayınız. İkiye böldüğünüz suyu sabah-akşam olmak üzere günde
iki kere tüketiniz.
Kür 4: Yarım litre
kaynamakta olan klorsuz suyun içerisine sekiz – dokuz adet kuru inciri ikiye bölüp atınız. Ağzı
kapalı olarak kısık ateşte beş dakika kaynatınız. Beşinci dakikadan sonra
içerisine bir adet havucu dilimleyip ağzı kapalı olarak kısık ateşte üç dakika
daha kaynatınız. Ilıyınca süzünüz. Yirmi bir gün boyunca öğleden önce ve
öğleden sonra aç veya tok karnına birer su bardağı içiniz.
ÖNEMLİ: Bu kürler aynı anda uygulanmaz. İncir-havuç kürü
hariç, uygulama süresi bir haftadır. Bir haftanın sonunda uygulama bırakılır.
Bir hafta uyguladığınız herhangi bir kürden sonra tekrarlama ihtiyacı
duyarsanız bu defa başka bir kürü 21 uygulamanızda bir sakınca yoktur. Örneğin,
bir hafta taze beyaz üzüm kürü uygulayıp bıraktınız. Daha sonraki bir dönemde
yine bir hafta olmak üzere dereotu veya kuru incir kürünü uygulayabilirsiniz.
KAYNAK: Prof. Dr.
İbrahim Adnan SARAÇOĞLU, Bitkisel Kürler Rehberi, Eylül 2008, syf 19-22.
TAVSİYE EDİLEN ÜRÜN
GRUBU:
Prof Saracoglu Rezene
20’li Süzen Poşet Bitki Çayı
Prof Saracoglu Çörekotu
Yağı 250 mL.
Prof Saracoglu Tahin
340 g.
Prof Saracoglu Dut
Pekmezi 370 mL.
Çocuklarda uyku bozuklukları
:
Gece terörü ve kabus
şeklinde görülür.
Gece terörü uykunun nonREM döneminde görülür. Yattiktan ilk
2 saat içinde görülür derin uyku döneminde görülür. Kabus sabaha karşı görülür.
Uykunun REM safhasında görülür. Çocuk gördüğü kabusu hatırlar. Kabus gören
çocuk sakinleştirilir. Onunla konuşulur
ve rahatlaması sağlanır. Kabus gören çocuktan rüyasını anlatması istenebilir. Eğer
korktuğu bir obje varsa çrneğin bir canavar gibi , caanavar diye birsey yok korkma dememelisir. Seni anlıyorum , çok
korkmuşsun ama ben b urda yanındayım, güvendesin deyip güven verilmelidir.
Böyle durumlarda onu iyi hisssetirecek
bir oyuncağını verip onunla birlikte uyuması sağlanabilir.
Gece teröründe ise çocuk olayı ertesi sabah hatırlamaz,
çünükü o sırda rüya görüyordur. Bunu ona
söylemek endişesini arrtıracaği için söylenmemesi uygundur.
Gece terörü nedir?
sıklıkla çocukluk
döneminde en sık 3 -7 yaşları arasında görülmektedir. Ergenlik dönemi
girilsdiğinde çoğunlukla kendiliğinden düzelir..Sıklığı çocukluk çağında %1-5 t.r. Gece teröröünde genetik
faktörler etkilidir, birinci dereceden akrabalar arasında görülme sıklığı 10
kat fazladır. Yaklaşık 5 dakika sürebilir bazen bu süre 15 dakikayı bulabilir.
Gece terörü sıklıkla uykunun ilk 2 saatlik döneminde görülür.
Çocuk korkuyla bağırarak uyanır. Bazen çığlık atabilir. Yatağında oturabilir,
bağırabilir, garip sesler çıkartabilir, ani hareketler yapabilir. Bazen evin içinde
şuursuzca koşabilir.Çocukta genel bir korku hali vardır. Sıklıkla kalp hızında artış, terleme, göz bebeklerinde
büyüme gibi bulgular görülebilir. Bu sırada çocuk etrafındakileri tanımaz, gözleri açık olsa da aslında uyku halindedir.. Bu durumdaki çocuğu kesinlikle uyandırmamak gerekir. Sadece kendine zarar vermemesi için güvenlik önlemleri alınmalıdır. Odasında ve evin içinde çocuğa zarar verebilecek eşyalar bulundurulmamalıdır.
Atak sırasında çocuk hafifçe kucaklanabilir
ama sıkıca sarılmamalıdır. Çocuğun hafifçe başı okşanarak rahatlatılabilir.. Yaklaşık 5 dakika sonra bu
tablo bitecek ve çocuk hiç birsey olmamış gibi uymaya devam edecektir. Zaten bu
atak sırasında da uykudadır aslında.
Sıklıkla sabah
uyandığında gece yaşadığı bu durumu hatırlayamaz. Bu atak hakkında sabah
çocukla konuşmak onun anksiyetini , endişesini artırır, bu yüzden hiç bahsetmemek
daha iyidir.
Yaşla birlikte görülme sıklığı azalır ve ergenlikle
kendiliğinden kaybolur.
Aşırı yorgunluk, stres, ateş, uykusuzluk gibi faktörler gece
terörünü tetikleyebilir. Anneyle güvenli
bağlanma sorunu olan çocuklarda sık görülür. Çocuğu gün içerisinde aşırı
bedensel yorgunluktan korumak ve öğlen uykuları faydalı olabilir. Gündüz uzun süre
ayakta kalması önlenmeli. Akşam yatış saati geç olmamalı.
Gece terörü çocuğun nonREM uykusundan REM uykusuna geçişi
sırasında görülür. Her zaman aynı
saatlerde oluşan düzenli ataklarda çocuğu atak saatinden 15 dakika öne
uyandırmak atak oluşmasını önleyebilir.
Düzelmeyen ve 2-3 aydan uzun süre devam eden durumlarda çocuk
psikiyatri ya da çocuk noroloji uzmanına danışılması gerekir..
Tuesday, September 24, 2019
çocuklarda bağışıklığı güçlendirmek için önerilen besinler
1- ev yoğurdu, kefir , ayran gibi probiyotikten zengin gıdalar
2-C vitamini: turunçgiller, kivi, kuşburnu gibi meyveler, maydanoz,
3- omega3 ten zengin balık, semiz otu
4- soğan, sarımsak gibi doğal antibiyotik özeiiliği olan besinler, sarımsağı yağda kavurarak değil de yemeğe çiğ olarak katmak etkisini arttırır.
5- yumurta kaliteli bir protein kaynağıdır.
6-kuruyemişler: ceviz badem, fındık
7-yulaf :beta glukan ve çinko içerir.
8 -selenyum : antioksidandır:Balık, hindi eti, kuzu ciğeri, yumurta ,ceviz .fındıkta vardır..
9-çinko: ıspanak, yumurta,et, yogurt, süt, ceviz, badem, fındık.
10- Dvit: yağlı balıklar, yumurta sarısı, süt, peynir
11-E vit: zeytin, zeytin yağı, kuruyemişler, yeşil yapraklılar
12- A vit: karoten içeren havuç. trabzon hurması, kuru kayısı, kırmızı turp, kırmızı lahana, pancar.
13- Demir: et, ciğer, kuru üzüm, kuru baklagiller, yumurta, yeşil sebzeler
Subscribe to:
Posts (Atom)
aynısefa çiçeği
calendula officinalis: dahili olarak ağiz boğaz agrısında , mide ülserinde harici olarak yara iyilesmesinde kullanılır. boğaz agrısında 1...
-
Kendini koruma ve savunma becerisi olmayan bebeğimizin güvenliğinden biz ebeveynler sorumluyuz. Yenidoğan dönem...
-
Prof. Dr. Yonca Tabak kışın yapacağımız birkaç yaşam tarzı değişikliği ile çocuğunuz nasıl daha az hasta olabil...
-
1- Pişik: Bebeklik döneminde çok sık karşılaşılır.. Pişik, bebek bezinin temas ettiği yerlerde, kapalılık, terleme, nem, idr...