Friday, February 16, 2018

Sorularla Bebeklerde Ek Gıdaya Geçiş




Prof. Dr. Ahmet Aydın' la  bebeklere ek gıda başlanması ile ilgili  yapılan şöyleşi: 
-Bir bebekte neden ek gıdalara başlamak gerekiyor?
Hayatın ilk altı ayında anne sütü bebek için mükemmel bir gıda. Fakat 6 aydan sonra sadece anne sütü alınması birçok bebekte beslenme sorunlarına yol açabiliyor. Bu nedenle 4-6. aydan itibaren ek besinlerin verilmesi şart.
-Neden 6 ay?
Ek besinlere başlama dönemi çocukluk çağının kritik bir dönemi. Bu nedenle ek gıdalara ne zaman başlanacağı iyi tayin edilmeli. Geleneksel beslenmede ek gıdalara bebek 5-6 ayını doldurunca başlanıyor.
-Ek besinlere 6. aydan önce başlamanın ne gibi sakıncaları var?
Her şeyden önce bebeğin mide-barsak ve böbrek fonksiyonları yeteri kadar olgunlaşmadığı için bu dönemde ek gıdaları almaya hazır değil. Mesela yenidoğan döneminde verilen yarı katı gıdaları bebekler reddediyor (dille itme refleksi) ve hatta kusuyorlar. Gerçi anneler bu gıdaları inatla vermeye devam ederlerse bebekler bir müddet sonra bu duruma adapte olabiliyor. Ama ek besinlere erken başlama, bebeğe hiç bir avantaj sağlamadığı gibi kısa ve uzun vadede önemli sorunlara yol açabiliyor.
Ek gıdalara erken geçen bebekler daha az acıkacakları için anne memesini daha az ve daha isteksiz emiyorlar. Sonuç olarak anne sütü miktarı azalıyor.
Anne sütüne dışarıdan mikrop bulaşma riski hemen hemen yok iken ek gıdalarda bu olasılık yüksek. Bu dönemde mide asit salgısının düşük oluşu da enfeksiyon riskini arttıran başka bir faktör.
Bundan başka ek gıdalara erken başlandığında anne sütünün mikrop kırıcı faktörlerinin etkisi ve başta demir olmak üzere bazı besin maddelerinin emilimi azalıyor. Ayrıca besin alerjisi sıklığında artma oluyor.
 -Ek gıdalara erken ve geç başlamanın rizikoları:
A. Ek gıdalara erken (< 4 ay) başlamanın rizikoları :
1. Kısa vadeli komplikasyonlar
– Barsak fonksiyonların henüz olgun olmaması ve bulaşma riski nedeni ile enfeksiyonlar ve ishaller
- Ek besinlerin başlanması nedeniyle anne sütü yapımında azalma
– Anne sütündeki besleyicilerden yararlanmasının azalması
– Besin alerjisi sıklığında artma
– Methemoglobinemi (nitratlı yiyecekler)
2. Uzun vadeli muhtemel komplikasyonlar
– Şişmanlık
– Damar sertliği
– Hipertansiyon
B. Ek gıdalara geç (> 6ay) başlamanın rizikoları:
– Beslenme yetersizliği
– Yetersiz enerji ve protein alımına bağlı olarak bağışıklıkta baskılanma
– Demir eksikliği
– Katı gıdaları reddetme
Hayatın ilk 6. ayından sonra sindirim ve boşaltım sistemlerin fonksiyonları tümüyle olmasa bile büyük ölçüde olgunlaşıyor. Bu durumda artık yarı katı ve katı gıdalara geçiş mümkün olabiliyor.
Yenidoğan ve körpe süt çocuklarının sindirim borusu geçirgen özellikte. Yeterince sindirilmemiş proteinlerin kana geçmesi bağışıklık sistemini uyarıyor. Bu nedenle ek gıdalara erken başlanan bebeklerde başta inek sütü ve yumurta olmak üzere birçok besin maddesine karşı olan alerjik olaylar daha çok görülüyor. Bebeğin yaşı ilerledikçe barsak geçirgenliği ve alerji olayları azalıyor.
-Ek gıdalara nasıl başlanıyor?
Ek gıdalara başlangıçta anne sütüne ya da kutu mamaya tamamlayıcı nitelikte başlanıyor; bunlar zaman içinde yavaş yavaş sütün yerini tamamen alıyorlar. Bunlara başlama zamanını belirleyen başlıca faktörler bebeğin besinsel ihtiyacındaki artış, fizyolojik gelişmesindeki olgunlaşma ve ailenin sosyoekonomik durumu.
Bebeğin yaşı ne kadar büyük ve fizyolojik olarak ne kadar olgunsa ek gıdalara başlama ile oluşabilecek sorunlarla o kadar kolay başa çıkabiliyor. 
Bu aşamada her bebeğin ayrı bir birey olduğu, gelişimlerinin, besinsel ihtiyaçlarının ve aktivitelerinin farklı olabileceği unutulmamalı.
Ayrıca ailelerin sosyoekonomik durumları ve beslenme alışkanlıkları mutlaka göz önüne alınmalı. Bundan dolayı her hekim, anne babayla da işbirliği yaparak bu dönemin başlangıcını her bebekte ayrı ayrı değerlendirmeli.
Ek gıdalara erken başlayan bebekler erişkin yaşlarında daha fazla şişmanlık, diyabet, hipertansiyon ve damar sertliği gibi hastalıklara maruz kalıyorlar.
-Ek gıdalar verilirken nelere dikkat edilmeli?
Ek gıdaların mikropla bulaşmamış olması, bu gıdaların kaynatılmış su kullanılarak hazırlanması ve yiyeceklerin hazırlanmasında ve bebeğe verilmesinde kullanılan biberon, kâse ve kaşık gibi araç ve gereçlerin iyi temizlenmesine dikkat edilmeli.
Biberonların temizliği tabak ve kaşığa göre daha zor. Bu nedenle ek gıdaların kaşıkla verilmesi hem temizlik açısından hem de bebeğin erişkinlere verilen yemeklere hazırlanması bakımından önemli. Zaten uzun süre biberonla beslenmenin diş gelişimi üzerine olumsuz etkileri de var.
Dört aylık bebek kaşıkla beslenebilirlerse de kaşığın içindeki gıdaları tam olarak temizleyemez. Ama altı ayını dolduran bir bebekte ise rahatlıkla kaşıkla beslenmeye geçilebilir. Zaten bu dönemde verilen gıdalar katı ve yarı katı nitelikte olması gerektiğinden biberon kullanımı da gerekli değil.
Herhangi bir ek gıdaya başlanıldığında bebek o gıdayı reddedebiliyor. Çünkü o yiyecekle ilk kez tanışmakta. Bu nedenle söz konusu gıda önce küçük miktarlarda verilmeli ve daha sonra miktar çocuğu bir öğünde besleyecek şekilde arttırılmalı. Birkaç ek gıdaya birden başlanılmamalı. 
Her yeni gıdaya başlandığında dışkıda ufak tefek değişikliklerin olabileceği normal kabul edilmeli ve telaşa kapılmamalı.
Çocuk yeni verilen gıdayı reddederse ısrar edilmemeli. Fakat 1-2 hafta kadar bir süre geçtikten sonra aynı yiyecek maddesi tekrar denenmeli. Yine de almak istemiyorsa çocuğun sevdiği gıdaya katıştırılarak verilmesi denenebilir.
Anne sütü verilirken mümkünse ek gıda verilmemeli. Bu husus anne sütü içinde bulunan vitamin, mineral ve bağışıklık maddelerin emiliminin zarar görmemesi açısından önemli. Eğer anne sütü ve ek gıda aynı öğünde verilecekse süt yapımının azalmaması için önce anne sütü daha sonra ek mama verilmeli.
Yapılan mamalar mümkünse aynı öğünde verilmeli, değilse temiz tutulmak koşulu ile aynı gün içinde tüketilmeli.
 Ek gıda seçimi yaparken aile bütçesini sarsacak yiyeceklerden kaçınılmalı. Kolaylıkla bulunabilen ucuz gıda türlerinin çoğu kez pahalı olanlardan daha yararlı olduğu unutulmamalı.
 Bir yaşın altındaki çocuklar için evde hazırlanan yiyeceklere fazla tuz ilâve edilmemeli.
-Ek gıdaların temel özellikleri:
Biliyorsunuz dişler genellikle 6. aydan itibaren çıkıyor. Bu durum artık yavaş yavaş katı gıdalara başlanması gerektiğini gösteriyor.
6 aylıktan sonraki bebeklere verilen ek gıdaların temel özellikleri şunlar; yarı katı nitelikte olması, alerjen olmaması, yeterli vitamin ve minerali içermesi, ucuz olması.
 Bu amaca uygun başlıca gıdalar ev yoğurdu, kefir, unlu çorbalar (mercimek, tarhana vb.), sebze ve meyve püreleri.
Anneden bebeğe geçen demir deposu altıncı aydan itibaren tükenmeye başlar. Artık anne sütü içindeki demir bebeğe yetmiyor. Hele bebek inek sütü ile besleniyorsa demir eksikliği daha da artıyor. Bu nedenle altıncı aydan sonra demirden zengin ek gıdaların diyete eklenmesi şart.
Et hem kaliteli bir protein, hem de çeşitli vitamin ve mineral kaynağı. Besleyici özelliklerinin daha üstün olması nedeni ile mümkünse merada beslenen hayvan etleri tüketilmeli. 
Et, önce kıyma, daha sonra da didiklenmiş şekilde sebze mamalarına (püre) ekleniyor; çocuğun yaşı ilerledikçe kıyma köfte şeklinde veriliyor.
-Et demir eksikliğini de önlüyor değil mi?
Dünya nüfusunun yarısında demir eksikliği var. Türkiye’de de aşağı yukarı aynı oranda. 6 ay -2 yaş arasındaki çocuklarda ise oran %70-80’lere çıkıyor. Evet en iyi demir kaynağı kırmızı etler, fakat bazı ailelerin bütçesi yeteri kadar et almaya elverişli olmayabiliyor. Bu gibi durumlarda nohut, fasulye ve mercimek gibi baklagillerin (C vitamini içeren gıdalar ile birlikte tüketildiğinde) de iyi bir demir kaynağı olduğu unutulmamalı. Ayrıca baklagillerin protein değerleri tam olarak aynı olmasa bile- et proteinlerine oldukça yakın.
 Hem içermeyen demirler üç değerlikli olduklarından bağırsaklardan iyi emilemiyorlar. Demir emilimi yiyeceklerle birlikte alınan C vitamininden zengin gıdalar (taze meyve ve sebzeler) ile arttırılabiliyor. Üzüm pekmezi sanıldığı kadar iyi bir demir kaynağı değil. Ayrıca rafine şekerlerden zengin. Ama yine de tatlı bir gıda verilecekse köy pekmezi tercih edilmeli.
Ama yine de demir eksikliği o kadar çok ki 4-6 aydan sonra her bebeğe 1 yaşına kadar demir damlası veriliyor.
Bu arada mutlaka kullanması gereken vitaminin de D vitamini olduğu unutulmamalı. D vitamini bebeklere günde 400-1000 ünite (4-10 damla) arasında veriliyor.
Bazı doktorlar bebeklere karaciğer gibi sakatatın verilmemesi gerektiğini söylüyor. Halbuki ninelerimiz annelerimizi beslerlerken, karaciğeri çiğneyip ağızlarına koyarlarmış
Ninelerimiz ne kadar da doğru yapıyorlarmış. Tabii burada milyonlarca yıllık geçmişi olan bir gelenek söz konusu. Karaciğer ve beyin gibi sakatatlar hayvani gıdaların en değerli bölümleri. Bakın aslan avını yerken önce karaciğer ve daha sonra da diğer organlarını yiyormuş. Av büyük ve karnı doymuşsa et kısmını bırakır. Bu nedenle bebek beslenmesinde sakatatın yasaklanmaları doğru değil. Hekimlerin korkusu sakatattan insanlara parazit geçmesi. Fakat veteriner gözetiminde kesilmiş hayvanların sakatatının yenilmesi bu bakımdan tehlikeli değil.
-Sabah kahvaltısında neler verilebilir?
Mesela yumurta verilebilir; besin değeri yüksek ve ucuz bir protein kaynağı. Bir yumurtadan 3 hafta sonra bir civciv çıkıyor. Yani yumurtanın içinde bir canlıyı oluşturabilecek her türlü yapı malzemesi var.
Bir bebeğe altıncı aydan itibaren tam yumurta verilmeye başlanabilir (günde bir tane). Eğer alerji gelişirse sadece yumurta sarısı verilir ve yumurta akına alerji ihtimalinin azaldığı 1 yaşından sonra başlanılır. Rafadan yumurta lop yumurtadan daha iyi. Köy yumurtası tercih edilmelidir (yani özgür dolaşan tavukların yumurtası!!).
Sabah kahvaltısında ya da diğer öğünlerde tam yağlı peynir ve zeytin ezilerek verilebilir.
-İnek sütü kullanmak zararlı mı?
Süt bütün dünyada en önemli alerji nedeni; süt alerjisinin sıklığı %10’ları geçiyor. Ayrıca inek sütü kullanımı C vitamini ve demir eksikliğine de yol açabiliyor.
Bütün bu sakıncalarına rağmen gelişmekte olan ülkelerde yaygın olan kötü beslenme sorunu yüzünden, demir ve C vitamini (meyve püreleri) takviye edilmesi koşulu ile inek sütü kullanılabilir.
-Kutu mamalar da inek sütünden yapılmıyor mu?
Evet inek sütünden yapılıyor. Bu nedenle onlar da alerjen. Yalnız bir avantajları demir katkılı olmaları.
Fakat inek sütü kullanımında bazı noktalar çok önemli. Sütün pastörizasyonu ve ısıtılması bazı olabilecek patojen (hastalık yapan) bakterileri ortadan kaldırırken faydalı bakterileri (probiyotikler) de yok etmekte. homojenize ve UHT  sütler ise çok daha büyük bir sorun.
Gerek kaynatılmış gerekse de pastörize ve UHT’li sütlerde sütün içinde bulunan probiyotikler (faydalı mikroplar) ve sindirim enzimleri büyük ölçüde yok oluyor. 
Ayrıca probiyotikler önemli bir özellikleri de sindirim enzimleri üretmeleri. Bu enzimlerin bir bölümü proteinleri parçalıyor. Eğer proteinler yeteri kadar sindirilmeden kana geçerse, bağışıklık sistemimiz bunları düşman olarak görüyor ve tahrip etmeye çalışıyor. İşte alerji dediğimiz hastalıklar böyle oluyor.
Bu sütlerin içindeki probiyotikleri ve sindirim enzimlerini artırmanın en iyi yolu sütü, yoğurt mayası ya da daha iyisi kefir mayası ile mayalamak. Böylece ölü sütü diriltmiş oluyorsunuz. Ama maalesef siz de biliyorsunuz marketlerde satılan yoğurtların neredeyse hiç biri ekşimiyor. Çünkü raf ömrünü artırabilmek için probiyotikleri yok ediliyor.
Bu durumda en iyisi yoğurdun ya da kefirin evde yapılması.
-Yani süt, süt olarak verilmesin diyorsunuz yanlış anlamadıysam, değil mi?
Evet tam olarak söylediğim bu. Hatta muhallebi de yapılmasın diyorum. Çünkü muhallebi ölmüş sütle yapılıyor, hem de tatlı. Bu yaşta çocukları tatlıya alıştırmak metabolik sendromun tohumlarını ekiyor ki, biliyorsunuz metabolik sendrom hastalıkların en az dörtte üçünün nedeni.
-Sebze çorbasından da biraz bahsetseniz?
Çocuk beslenmecileri sıvı olduğu için sebze çorbası değil yarı katı olan sebze püresininin tüketilmesini isterler. Ama, bebek alışana kadar sebze maması çorba şeklinde de verilebilir.
Mesela bir tencereye 1 çay kaşığı tereyağı ya da zeytin yağı, 1 orta boy havuç, 1 orta boy patates üç kahve fincanı su ve bir tutam tuz (mümkünse deniz ya da turşu yapılan kaya tuzu) koyularak pişirilir. Daha sonra hiçbir ezme işlemi yapmadan tel süzgeçten geçirilerek çorbanın suyu süzülür. Çorbanın suyuna 1 tatlı kaşığı irmik atılır. 5 dakika daha kaynatılır. Eğer bebek çorba suyuna alışmışsa havuç ve patates püre haline getirilerek verilmeye başlanır. Çocuk püreye alıştıktan sonra içine pirinç de ilave edilir. Daha sonra püreye mevsimlik sebzeler de (kabak, maydanoz, bezelye, ıspanak vb) ilave edilir.
-Diğer çorbalara ne diyorsunuz? Mesela tarhana, mercimek çorbası
Baharatsız tarhana ucuz ve besin değeri çok yüksek olan geleneksel bir mama. Mercimek demirden zengin bir baklagil, bu nedenle çorbasının bebeklere verilmesi iyi bir seçim olacaktır.
Tabii bu arada evde pişirilen yemekler de bebeklere verilebilir. Örneğin kabak dolması yapılmış; ezilerek bebeğe verilir.
Bu arada bazı hekimler süt çocuklarının ek gıdalarına yağ konulmamasını istiyorlar ki bu çok yanlış. Çünkü hızla büyüyen bebeğin yağa çok ihtiyacı vardır. Tabii ki kullanılacak yağ sıvı ise zeytinyağı, katı ise hayvani yağlar olmalı.
-Dokuzuncu aydan sonra beslenme?
Dokuzuncu aydan itibaren bebekler artık katı gıdaları çiğneyebilecek kadar birkaç dişe sahip oluyorlar. Bu dönem içinde evde yapılan tencere yemeklerine başlanabilir. Böylece hem bebek normal yemeklere alışmış olur, hem de aile bütçesine yük olmaz.
 Bu dönem içinde anne sütü yavaş yavaş azaltılarak kesilebilir. Fakat yeteri kadar ek gıda almak koşulu ile anne sütüne iki yaşına kadar devam etmek en iyisidir.
Bu yaştaki bir çocukta en çok görülen sorunlardan biri sadece sulu gıdaları yemeleri. Bu durum bazen 2-3 yaşına kadar devam edebilir. Katı sert gıdaların yeteri kadar çiğnenmemesi, kemirilmemesi diş gelişimini de büyük ölçüde bozarak çürüklere ve şekil bozukluklarına  yol açıyor.
-Bir yaşından sonra beslenme?
Bir yaşından sonra çocuklar kural olarak aileleri ile birlikte üç öğün yemek yerler. Ayrıca istenirse kuşluk ve ikindi vakitlerinde meyve, şekersiz (!) yoğurt, kefir, peynir gibi yiyecekler verilebilir.
Süt çocuklarına hızlı emilen şeker içeriği yüksek gıdaların (ekmek, bisküvi, un, nişasta, pasta, şeker, pekmez, bal, kola, gazoz, meyve suları) verilmesi insulin direncinin erken yaşta olmasına yol açıyor. Bu nedenle şeker, un, nişasta ve bunlardan yapılan gıdaların çok azaltılması gerekiyor.
-Son olarak hazır kaşık mamaları için ne diyorsunuz?
Bunların hiç biri annelerin evlerinde yaptığı sebze mamalardan daha iyi değil. Bence yarı değerinde bile değil. Birisi o gün hazırlanmış, diğeri birkaç ay önce. İçindekiler için tamamen doğal diyorlar. Ama nasılsa bu mamalar aylarca bozulmadan raflarda kalabiliyor!
Mama firmaları medyaya öyle reklamlar veriyorlar ki, sanırsınız ki bunlar mucizevi gıdalar. Bu reklamları gören, duyan, bunları kullanmadıkları için anneler suçluluk duygusuna kapılıyorlar,
Bir de çocuk hekimleri (hepsi değil tabii) teşvik edince bebeklerine kendi hazırladıklarını değil, bu mamaları veriyorlar. Bu arada bütçeleri de sarsılıyor, doğal olarak.
 Süt Çocuğu Beslenmesinin Evreleri:
0-6 ay: Emme dönemi Sıvı gıdalar (Anne sütü, modifiye hayvan sütü, kutu mamalar)
6-9 ay: Geçiş (kaşıkla beslenme) dönemi Unlu çorbalar (tarhana), sebze püresi (az tuzlu), yoğurt, meyve püresi, et, balık, sakatat, tavuk, yoğurt, yumurta, peynir,
9-12 ay: Modifiye erişkin (çiğneme) dönemi  Baklagiller, ev yemekleri, meyve (küçük parçalar)

www.beslenmebulteni.com ' dan alıntıdır.

Prebiyotikler



Prebiyotik:  
Sindirim sisteminde sindirilemeyen kısa zincirli karbonhidratlardır. Barsağımızdaki bakterilerin en önemli gıdasıdır. Anne sütü mucizevi bir gıdadır. Anne sütünün en önemli prebiyotiği oligosakaridlerdir. Anne sütünde oligosakarid miktarı inek sütüne göre 100 kat daha fazladır.
Tüm prebiotikler bir çeşit liftir. Ancak tüm lifler prebiotik değildir. prebiotik olarak kabul edilen maddeler,inulin ve onun türevleri fruktooligoakkarit laktuloz ve galatooligosakkarittir.
Midede bakteri sayısı 103/gr, ince barsakta 104-106/gr ve kalın barsakta 1012/g dır. En fazla bakteri kalın bağırsakta bulunur. Kalın barsak içeriğini asidik hale gelmesi sağlığımız için çok faydalıdır. Asidik ortamda proteinlerin yıkımı azalır bunun sonucunda amonyak, amin, fenolik bileşikler gibi toksik maddelerin sentezi azalır, istenmeyen bakteriyel enzimlerin aktivitesi azalır. Yine asidik ortamda kalsiyum, magnezyum, demir ve çinko emilimi artar.
Prebiotikler kemiği güçlendirir
Menapoz sonrası yaş ile osteoporoz sıklığı büyük ölçekte artmaktadır. Örneğin altmış yaşlarında osteoporoz sıklığı % 10 iken doksanlı yaşlarda % 70 dir. Osteoporozu önlemek için kadınlarda kalsiyum ve magnezyum alımı artırılmaya çalışılmaktadır. Prebiyotiklerin fermantasyonu ile ortaya çıkan kısa zincirli yağ asitleri mineral emilimini ve barsak geçirgenliğini düzenler. Prebiotik kullanmak kalsiyum ve magnezyum emilimini artırarak kemiğin kendi yenilemesini sağlar. Örneğin bir çalışmada 3 ay süre ile bir prebiotik olan hindibağ alımı ile kalsiyum emiliminin % 42 artığı gözlenirken, TOS veya laktuloz alımı ile kalsiyum emilimi % 15 artmıştır.
Prebiotikler amonyak üretimizi azaltır
Laktuloz karaciğer yetmezlik koma tedavisinde kullanılan bir prebiotiktir. Laktuloz fermentasyon ile yağ asitlerine dönüşürken kalın bağırsaktaki asiditeyi artırır. Kalın bağırsak boşalmasını hızlandırır. Laktuloz fermentasyonu kalın bağırsak bakterileri için bir enerji kaynağı haline gelir. Laktitol laktuloz benzeri etki ile karaciğer komasında kullanılan bir diğer ilaçtır.
Prebiotikler vücut savunmamızı güçlendirir, atopik dermatiti azaltır
Bağırsakta vücudun savunma hücrelerinin yoğun olduğu peyer plağı denilen bir alan vardır. Prebiotikler bu noktadan vücudun savunma yanıtını güçlendirir ve bu yanıtın dengeli olmasına katkı sağlar. Özellikle aşılara ve patojenlere karşı savunma sisteminin hafıza hücrelerini etkiler. Süt çocuklarında oligofruktoz alımı ile kızamık aşısına karşı oluşan zayıf antikor yanıtın güçlendiği gösterilmiştir. Bir çalışmada 8 gr/gün 4 hafta süre ile oligofruktoz/inulin kullanımı ile orta yaşlı insanlarda influenzaya karşı antikor yanıtının güçlendiği gösterilmiştir. Astım, atopik dermatit, ekzema gibi hastalıklar, yabancı antijene karşı immun sistemin aşırı uygunsuz cevabı ile ilgili hastalıklardır. Prebiotik içeren mamalar ile beslenme 6-10 aylık bebeklerde atopik dermatit görülme sıklığını % 44 oranında azaltmıştır. Deneysel fare modellerinde prebiotiklerin astım gelişimini azalttığı gösterilmiştir. Ne yazı ki bu konuda çocuklarda yapılmış çalışma bulunmamaktadır.
Prebiotiklerin sindirilememesi ve fermentasyonu sonucu oluşan B glukan barsakta  savunma hücrelerine bağlanarak o hücreyi mantara  doğru yönlendirebilmektedir.
Prebiotikler beyin hücreleri arasındaki bağlantıyı güçlendirir
Bağırsak-beyin arasındaki iletişim çift yönlüdür. Bu yolun 3 şeriti vardır: Nöronal-hormonal-immun şerit. Vagus beyinden çıkarak sindirim sisteminin çalışmasını düzenleyen bir sinirdir. Nöronal şerit denilince büyük ölçüde bu sinir akla gelir. Bağırsaktaki mikropların metabolik ürünleri, bağırsaktaki vagus sinirinin uç noktaları üzerinden beyini etkiler.Benimde sık sık üzerinde durduğum gibi bağırsaktan gelen mesajlar beyinin şekillenmesini sağlıyor.
Parkinson hastalarının, nörolojik bulgular ortaya çıkmadan enaz on yıl önce kabızlık ile mücadele ettikleri bilinir. Araştırmacılar yeni çalışmalarda bağırsaktaki belirli bakteriler ile parkinson hastalığı arasında fonksiyonel bir bağlantı buldular. Kısaca bağırsakta bulunan bakteriler tarafından üretilen spesifik kimyasallar, hastalıkla ilgili bazı proteinlerin beyinde birikimine neden olarak kötüleşmeye neden olduğu gösterildi. Bu çalışma oldukça merak uyandırıcı. Çünkü tıp dünyası şimdiye kadar beyine odaklanmışken bağırsak ile ilgilenmemiz gerektiğine işaret etmektedir.
Yaşam boyu hafıza ve öğrenme mental sağlık için kritik öneme sahiptir. Pek çok çalışmada hem hayvanlarda hem de insanlarda fermente bileşikler ile hafıza arasında bağlantı olduğu ortaya konmuştur. orta yaştaki erişkinlerde iki çalışmada değişik prebiotiklerin kullanımı ile hafıza performansını düzeldiği gösterilmiştir.
Prebiotikler her otizm hastasında faydalı olmayabilir
Otizm semptomlarının şiddeti ile gastrointestinal yakınmaların yoğunluğu arasında güçlü bir ilişki vardır. Sindirim problemlerini yoğun olarak yaşayan otizm hastalarının dışkı incelemesinde yoğun klostridum bakterisi, bifidobakter eksikliği saptanmıştır. Bir kaç prebiotik birden  içeren buğday lifi ürünü olan Nutriose kullanımı ile Clostridum türünün azaldığı bifidobakterilerin arttığı gösterilmiştir. Otizm hastalarında probiotik ile flora bozukluğu düzelmiyorsa prebiotik ilavesi bu anlamda önemli ve faydalıdır. Yalnız burada bir uyarı yapmakta fayda var: Deneysel çalışmalarda propionat ve butiratın adrenal katekolaminleri artırarak, zaten katekolamin düzeyi yüksek olan otizmli hastalarda olumsuz etkisi olabileceği gösterilmiştir. Ayrıca bu kısa yağ asitlerinin beyindeki immun sistemi uyardığı görülmüştür. Prebiotikler üzerinden bakterilerin üreteceği propionat ve butirat hariç diğer kısa zincirli yağ asitleri otizm tedavisindeki önemli hedeflerden birisi olabilir.
Prebiotikler spastik kolon (hassas bağırsak) hastalarında kullanılmamalıdır
Prebiotiklerin sakıncalı olabileceği bir diğer hasta grubu hassas bağırsak sendromu (spastik kolon) hasta grubudur. Fodmap intoleransı bulunan hassas bağırsak sendromlu hastalarda prebiotik iyi gelmeyecektir. Fodmap früktozun bir bileşeni olan fruktan, süt şekeri adını verdiğimiz laktoz, yapay tatlandırıcılar olarak adlandırdığımız poliol türevleri ve kuru baklagillerde yüksek miktarda bulunan karbonhidrat türü olan galakto–oligosakkaritler açısından kısıtlı beslenme planına verilen addır.
Prebiotik kaynakları nelerdir ?
Yemeklerin iyi pişirilmesi çoğunlukla prebiotik özelliği ortadan kaldırır. Bu nedenle mümkün olduğunca besinler ile çiğ alınması salık verilir. Şişkinlik yapıyorsa miktar azaltılabilir veya probiotik ile birlikte alınır. İlaç şeklinde sentetik prebiotik almak yerine besinler ile alınması daha iyidir.
Şimdi prebiotik içeren besin listesini verelim:
Sarımsak: İyi bir prebiotik kaynağıdır. Yalnız pişirilirse liflerin çoğu şekere dönüşür ve etkisizleşir.
Muz: Diğerleri kadar çok lif içermez. Ancak sindirimi kolaydır.
Yeşil, ham muz: Sindirime dirençli nişasta içerir. İyi bir prebiotiktir.
Hindiba kökü: Oldukça iyi bir prebiotik kaynağıdır. Hindiba kökü kurutularak tozu elde edilir. Pişirilirse içindeki inulinlerin çoğu şekere dönüşür. İnulin mide problemlerine yol açabildiği için pek çok kahve üreticisi inulin düzeyini minumumda tutma eğilimindedir.
Kuşkonmaz: En büyük prebiotik kaynağıdır.
Akasya sakızı: Bugün besin sanayide % 80 oranında stabilizatör olarak kullanılan prebiotiktir.
Enginar: Enginarın çiğ yenmesi mümkün değildir. Eğer tuzlu su da bekletilirse prebiotikleri pişme sırasında korunur.
Pırasa: Sarımsak % 17, soğan % 9, pırasa ise %12 oranında prebiotik içerir.
Soğan: İyi bir prebiotik kaynağıdır. Ancak diğer prebiotik kaynakları gibi pişirilirse şekere dönüşür.
Kepekli tahıllar: İyi bir lif içeriğine sahiptir. Amerikan filmlerinde sabah kahvaltıda kepekli yulaf aldıklarını görürüz. Tahıl ekmeği sindirime dirençli nişasta ve b-glukan içerir.
Baklagiller: Özellikle beyaz fasülye iyi bir prebiotik kaynağıdır. Eğer şişkinlik yapıyorsa ya az yenilmeli, yada bir probiotik (turşu) ile birlikte yenilmelidir.
Kök bitkileri: Tatlı patates, kabak, pancar, havuç, şalgam, lahana, karnıbahar
Elma sirkesi: Doğal elma sirkesi (market sirkesi değil) çok iyi bir prebiotik kaynağıdır.
Meyvalar: Avakoda, elma, kivi
Doç.Dr.Hasan Önal
www.beslenmebulteni.com dan alıntıdır.



Thursday, February 15, 2018

Demir eksikliği anemisi,



Demir eksikliği anemisi,


Kandaki oksijeni dokulara taşıyan hemoglobin adlı proteinin yapımı için gerekli olan demirin  gıdalarla yeterli  alınamaması, vücut tarafından kullanılamaması, kan kaybı ya da demir ihtiyacının artması sonucu ‘ Demir Eksikliği Anemisi ‘ gelişir. 

 Özellikle bebekler ve ergenlik dönemindeki kızlarda risk daha yüksektir.


Bebeklerde en sık neden anne sütünün yeterince verilmemesi, inek sütüne erken başlanması veya aşırı verilmesi, ek gıdaya geçiş döneminde de bebeğin kırmızı et, yumurta sarısı, tavuk, balık, kuru baklagiller, pekmez gibi demirden zengin gıdaları yeterince alamamasıdır.


Demir eksikliği anemisinde cilt soluktur.  

Vücut direnci de azaldığı için sık hastalık geçirirler. 

Daha ileri durumlarda çarpıntı, uyku bozuklukları, okul  başarısızlığı, öğrenem sorunları  görülür. 


Bebek ilk 6 ay sadece anne sütü almalıdır. 

Emziren annenin  kansızlığı da önlenmelidir. Bebeğin 6. aydan sonra  demir içeriği zengin ek gıdalarla beslenmesi gerekir.

Çocuk büyüdükçe yaşına uygun olarak yeşil yapraklı sebzeler, bakliyat, kırmızı et, kuzu ciğeri gibi sakatatları tüketilmesi sağlamalıdır.


 Demir eksikliği tanısı tam  kan sayımı ile konur . 

Rutinde 9 aylıkken  yapılması uygun olur. Gerekli durumda daha ayrıntılı araştırma için serum demiri, demir bağlama kapasitesi ve ferritin de (depo demiri) bakılabilir..


Tedavide Demir içeren  ilaçlar verilir.


Demir tedavisi sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar: 

Demir ilacı aç karna verilmelidir.

C vitamini demirin emilimini arttırdığı için portakal, mandalina veya domates ile  verilmesi emilimi arttırır.


Demir ilaçları dişlerin rengini griye boyar. Bu çoğunlukla geçici olsa da, ilaçtan hemen sonra su içirip dişlerini macunsuz fırçalamak uygun olur. 


Tuesday, February 13, 2018

Atopik Dermatit ( Egzema)







Egzama ( Atopik Dermatit)

 Çocuklarda sık görülen, tekrarlayan alerjik deri hastalığıdır.
Bebeklerde egzamanın ilk belirtisi yanaklarda  kızarıklıktır, yanaklar sert ve kurudur.

Bebeğin büyümesiyle boyun altında, kol ve bacakların dış yüzeylerinde kızarıklık olmaya başlar. Bebek daha da büyüyünce kızarıklıklar eklem yerlerinde olmaya başlar.

Bebeğin cildi kurudur.

Kaşıntı ve huzursuzluk olur.

Egzama tedavisinde alerjik olduğu  saptanan gıdalar diyetten çıkarılır,

Bebek anne sütü alıyorsa annenin de diyet yapması gerekir.

Egzamalı çocuklarda ev tozlarına alerji de  sık görülmektedir.

Bu nedenle ev tozu alerjisine karşı da gerekli önemler alınmalıdır.


Cilt Temizliği ve Banyo:
Cildin temizliği ve bakımı çok önemlidir.

Çünkü egzamalı çocukların cildi kurudur ve cilt bariyeri bozuktur.

Cildi kurutmayan ve tahriş etmeyen sabun ve şampuanlar kullanılmalıdır.

Haftada 2-3 defa banyo yapılmalıdır.

Cilt havluyla tampon yaparak kurulanmalıdır.


Cildin Nemlendirilmesi:
Egzamalı çocukların cilt bariyerleri bozuk ve ciltleri kuru olduğu için egzama tedavisinde nemlendirici kullanmak çok önemlidir.

Yazın  günde en az 2 defa, kışın en az 1 defa nemlendirici kullanılmalıdır.

Nemlendiriciyi her banyo sonrasında  ilk 5 dakika içinde cilt hafif nemliyken sürmek gerekir.


Egzamadan korunmak için öneriler:  
Cilt kuruluğunun önlemek için her gün nemlendirici kullanılmalı.
Giysiler pamuklu olmalı
Banyo suyu ılık olmalı, çok sıcak olmamalı
Banyoda sabun içermeyen temizleyici kullanılmalı
Nemlendirici banyodan çıktıktan sonra ilk 3- 5 dakika içinde kurulamadan önce sürülmeli
Egzemanın alevlendirdiği etkenler biliniyorsa ev tozu , besinler gibi , bunlardan kaçınılmalı
Ani ısı değişikliklerinden kaçınılmalı
Deterjanlar parfümsüz olmalı

Tuesday, February 6, 2018

iştahsız çocuklar için öneriler





İştahsız Çocuk İzleminde  Ailelere Öneriler:

1- Süt, kola, meyve suları, çay, su gibi içeceklerin tüketim sıklığı ve miktarı belirlenmeli, yemek öncesi ve yemek sırasında alımları kısıtlanmalıdır.
2- Besinler çocukların yiyebileceği türden ve çocuğun öncelikleri dikkate alınarak hazırlanmalı ve yemek sırasında çocuğun kendisinin yemesi teşvik edilmelidir.
3-  Yemek porsiyonları çocuğun isteğine göre ayarlanmalıdır.
4-  Öğün sırasında teklif edilmiş olan bir besin çocuk tarafından reddedilmiş ise farklı besin denenmeli ve ısrarcı olunmamalıdır.
 Besin belirli aralıklarla, zaman içinde çocuğa tekrar teklif edilmelidir.
5-  Çocuğun öğün saatleri düzenli olmalı, çocuk aile bireyleri ile aynı anda sofraya oturmalıdır.
6- Öğün aralarında iştahını kaçıracak tatlı (şeker ve çikolata) besinler verilmemelidir. Bu konuda aile bireyleri kararlı olmalıdırlar.
7- Çocuğun tabağı çocuğun ilgisini çekecek şekilde süslenmeli, kendisinin seçim yapmasına izin verilmelidir.
8- Yemek sırasında çocuğun yemeğe ilgisini azaltan televizyon kapalı tutulmalıdır .  
9- Çocuğun beslenmesinin kalabalık ortamda, çocuklarla birlikte yapılması beslenmeyi olumlu etkileyebilir.
10- Vitamin ve minerallerin eksiklik durumları dışında verilmesi önerilmemektedir .  
11-  Az yiyen çocuklar için öğün sayısı artırılmalıdır.
 Gerekirse öğün içeriği modüler beslenme ürünleri ile zenginleştirilmelidir.
12- Çocuğun bakımını üstlenen kişilere eğitim verilmeli, beslenmede yanlışlar uygun bir şekilde anlatılmalıdır.

 Anne ve bakıcı kişi bebek beslenmesinde çocukla devamlı ilişki içinde olmalı ve beslenme sağlıklı şekilde sürdürülmelidir .  

www.guncelpediatri.com dan alıntıdır.

aynısefa çiçeği

calendula officinalis: dahili olarak ağiz boğaz agrısında , mide ülserinde harici olarak yara iyilesmesinde kullanılır. boğaz agrısında 1...