Monday, April 2, 2018

çocuklarda öksürük tedavisi








Prof. Dr. Emin Ünüvar

Çocuklarda akut öksürüğün en sık nedeni viral  üst solunum yolu enfeksiyonları olup, bakteriyel enfeksiyonlar (tonsillit, farenjit, sinuzit, akut otitis media,  pnömoni vb), bronşiolit, astım atakları vb enfeksiyonlardır.

Kronik öksürükte kronik alt solunum yolu enfeksiyonları, bronşektazi, pertusis, parapertusis, astım, postnazal akıntı, yabancı cisim aspirasyonu,  kistik fibrozis, siliyer disfonksiyon, immun yetmezlik, gastroesofageal reflu, trakeoesofageal fistül, trakeobronkomalazi, tüberküloz, kronik interstisyel akciğer hastalıkları vb durumlar düşünülmelidir.
    
Akut öksürük %70-80 kendiliğinden geçerken, ampirik tedavide öksürük kesiciler semptomları azaltması nedeniyle kullanılmaktadır.
 Kronik öksürüklerde ise altta yatan hastalık araştırılarak tedavi edilmelidir.

Öksürük tedavisinde asıl olan altta neden olan hastalığın bulunup, onun tedavi edilmesidir.

Öksürük tedavisinde; antitusifler, ekspektoranlar (mukokinetikler), mukolitikler, surfaktanlar kullanılmaktadırlar.

Antitusifler etkilerini; 1) Öksürük merkezinin inhibisyonu 2) Spasmolitik etkiyle akciğerlerdeki öksürük reseptörlerinin duyarlılığını azaltılması 3) Periferdeki afferent sinir uçlarının inhibisyonu 4) Afferent sinirlerdeki sinaplardaki uyarı akımının zayıflatılması ile
 ekspektoranlar; mukusun solunum yolu ile atılmasını kolaylaştırarak,
mukolitikler; mukoproteinlerin yapısını bozarak etki gösterirler.

 İdeal bir antitusif; oral yolla alınmalı, ventilasyonu bozmamalı, havayolu mukozasını kurutmamalı, depresan etkisi sınırlı olmalı, etki süresi uzun olmalı, etkisi spesifik olmalı ve bağımlılık yapmamalıdır.
Fakat bu kriterlere tamamen uyan ideal bir antitusif yoktur.
Amaç ideale en yakın antitusif ilacı tercih etmektir.
Çocuklarda kronik öksürük tedavisinde; antitusiflerin yararılı olmadığı ve olası yan etkilerinin olduğu unutulmamalıdır.
 Kronik öksürüklü çocuklarda öksürük baskılayıcı ve antihistaminikler önerilmez. Çünkü bu ilaçların yararı ve güvenilirliği konusunda yeteri kadar  kanıta dayalı veri  yoktur.
 Kodein öksürük semptomunu etkin bir şekilde baskılar ancak yan etkileri ve bağımlılık riski nedeniyle çocuklarda önerilmez.
Bronkodilatatör ilaçlar alerjik bulgularının olmadığı kronik öksürüklü çocuklarda kullanılmamalıdır. Sigara dumanı maruziyeti kronik öksürük riskini artıracağı için ailenin çocuğun yanında sigara içmemeleri konusunda bilgilendirilme yapılmalıdır.


Boğaz ağrısına karşı basit bazı tedavi önerileri





Prof. Dr.Emin Ünüvar 


Boğaz ağrısı çoğu kez boğaz bölgesindeki  “bademcik” denilen tonsiller dokunun ve farinks bölgesinin akut iltihaplanmasına bağlıdır.

Etkenler çoğu kez virüsler iken, %15-30 oranında yine halkımızın “beta mikrobu” diye bildiği A grubu beta-hemolitik streptokok bakterisinin neden olduğu boğaz enfeksiyonundan kaynaklanabilir. 
 Eğer bu bakteriyel etken neden ise hastalık geçtikten sonra %1-3 oranında olmak üzere akut eklem romatizmasının gelişmesine neden olabilir.
Boğaz enfeksiyonlarında beta etkeni akut eklem romatizmasına neden olabilir, bazı vakalarda böbrekleri de tutabilir, nefrit yapabilir.

Boğaz ağrısı durumunda semptomatik dediğimiz yardımcı tedavi yöntemleri kullanılabilir.
 Eğer beta etkeni boğaz kültüründen izole edilmiş, gösterilmiş ise bu durumda antibiyotikler kullanılmalıdır.

Boğaz ağrısı olan çocuk aynı zamanda iştahsız da olacaktır.
Yemek yemesi, yutması da zorlaşacaktır.

Boğaz ağrısının basit tedavi seçenekleri içinde bazıları sayılabilir.

1. Su, sıvı alımımızı artırmalıyız. Bol sıvı alımı boğazdaki kurumayı engeller, savunma bariyerlerini güçlendirir, koruyucu bazı sıvıların akışkanlığını artırır, yangıyı da bir miktar azaltır.

2. Tuzlu su gargaraları, basit ama rahatlatıcıdır. Bir bardak suya (su bardağı) yarım çay kaşığı tuz ilave edilerek yapılabilir. Tadı sıkıntılı olursa limon veya bal eklenebilir.

 3. Sıcak içecekler içinde çay, bazı bitki çayları, kekik çayı gibi, nane çayı gibi, yeşil çay gibi, ıhlamur gibi boğazı rahatlatır.

4. Çorbalar, özellikle tavuk suyu çorbasının boğaz ağrısını azalttığı bilinmektedir.

5. Ağrı kesici ve antiinflamatuar özellikli ilaçların, -ki bunlar ateşi de düşüren ilaçlardır - kullanılabilir. Bunların başında gelenler parasetamol ve ibuprofen dir.

6. Bazı pastillerin kullanılması, bunlar içinde öne çıkanı ökaliptus içeren pastillerdir. Pastil kullanımı ile iltihap bölgesindeki yangı bir miktar azaltılır, salgı çekilir ve rahatlama sağlar.

7. Yatak istirahati önemlidir.
Yatak istirahati ile virüslere karşı savaşma gücümüz artmaktadır. Dinlenmek hızla düzelmeyi sağlayacaktır.

8.Boğaz salgısından alınan materyelde eğer beta mikrobu, A grubu beta hemolitik streptokok bakterisi saptanacak olursa bu durumda  antibiyotikler mutlaka verilmelidir.

Antibiyotik kullanımı akut romatizmal ateş gelişme riskini engellemek içindir. Başta geleni de penisilinler, amoksisilindir.



Üst Solunum Yolu Enfeksiyonlarında Antibiyotik Kullanım İlkeleri






Prof. Dr. Emin Ünüvar


Çocuklarda solunum yolu enfeksiyonları ayaktan başvurular ve hastane yatışlarında sıklıkta önde gelir.
Özellikle 0-5 yaş grubunda, kreşe giden çocuklarda daha sık gözlenir.
Bu yaş grubunda yılda 8-12 kez solunum yolu enfeksiyonları geçirebilirler ve bunlarda en sık neden de viral etkenlerdir.
 Yaşın ilerlemesiyle birlikte bakteriyel etken olma olasılığı artar.

Üst solunum yolu enfeksiyonu tanımı tek bir enfeksiyonu tanımlamaktan uzaktır. Bir bölgenin, üst solunum yolu alanındaki olası bir enfeksiyonu tanımlar.
Bu tanım içinde akut rinit, rinosinüzit, akut tonsillofarenjit, akut orta kulak iltihabı, influenza, akut larenjit, epiglotit yer alır.
 Birçoğunun ana nedeni virüslerdir.
 Rinitte rinovirüsler, influenzada influenza virüsler, rinosinüzitte S pneumoniae yanında influenza, parainfluenza virüsler, RSV, akut larenjitte ise parainfluenza virüsler en sık viral etkenlerdir.
Bakteriyel ajanlar ise akut orta kulak iltihabı, akut rinosinüzit, akut tonsillofarenjit ve akut epiglotitte gözlenir.
Bunlarda S pneumoniae izole edilse de virüslerle birlikte bulunabilmektedir. 

Üst solunum yolu enfeksiyonlarında klinik bulgular benzerlik gösterebilir.
Bir enfeksiyon diğerinden klinik bulgularla tam olarak ayırt edilemez, kesişen noktalar bulunur.
Esas sorun da buradan kaynaklanır. Hekimler her bir enfeksiyonu ayrı yarı tanımlamakta zorlanabilir.
Böylece üst solunum yolu enfeksiyonu tanımını kullanırlar.
 Önemli olan bakteriyel etkenlerin neden olduğu enfeksiyonların özgül bulgularının saptanmaya çalışılmasıdır.

Burada yer alan enfeksiyonların temel klinik özellikleri aşağıda vurgulanmıştır.

Akut rinit:

Etken  rinovirüslerdir. İnsanları enfekte edebilen iki yüzün üzerinde rinovirüs tanımlanmıştır.
Nezle olarak bilinen hastalığa neden olur.
Burun akıntısı, burun tıkanıklığı temel semptomlardır.
 Ateş, öksürük gibi bulgular eşlik etmez.
Tanısı klinik bulgulara dayanır.

Akut rinosinüzit:

Etkenlerde öne çıkanlar S pneumoniae ile birlikte parainfluenza, influenza, RSV virüsleridir. Mikst enfeksiyonda olabilir.
 Uzayan (> 10-14 gün) üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları, pürülan burun akıntısı, burun tıkanıklığı, orta meatusda pürülan akıntı, burun mukozasında hiperemi, yüz ve baş ağrısı, kötü ağız kokusu sıralanabilir.
Ateş ciddi vakalarda eşlik eder. Birçok vakada bulunmaz veya subfebrildir. Sinüzit tanısı klinik bulgulara dayanır. 

Akut tonsillofarenjit:

Tonsil ve farenks bölgesi enfeksiyonlarında coxsackie virüsler, Epstein-Barr virüs, adenovirüsler, herpesvirüsler sayılabilir.
Bakteriyel etkenlerde ise önemli etken S pyogenes ( A grubu beta hemolitik streptokok, GAS) dir.
 Aşılamadan sonra difteri artık görülmemektedir.

GAS tonsillofarenjitinde boğaz ağrısı, ateş ve servikal bölgede ağrılı bir adet lenfadenopati ana bulgulardır. Deride eritem, çilek dili bulgusu, karın ve baş ağrısı eşlik edebilir. Konjunktivit ise görülmez, burun akıntısı ve öksürük nadirdir. 


İnfluenza (Grip):

İnfluenza sadece bir solunum yolu enfeksiyonu olmayıp sistemik bir hastalıktır. Etken RNA’lı bir virüs olup esas olarak kanatlıların etkenidir. İnsan ise bilinen bir ara konaktır. Zoonoz bir enfeksiyondur.
İnfluenza A veya B insanda hastalık yapsa da ağır hastalıklardan ve salgınlardan esas sorumlu olan İnfluenza A dır.
Damlacık yolu ile bulaşmayı takiben hızla hastalık bulguları gelişir.
Yüksek ateş, miyalji, burun akıntısı ve tıkanıklığı, öksürük, baş ağrısı, karın ağrısı, ishal görülebilir. 

Akut Orta Kulak İltihabı:

Akut orta kulak iltihabı (AOM) beş yaş altı çocuklarda daha sık görülen bir hastalıktır
 Etkenlerde ilk sırada S pneumoniae yer alır.
Bunu H influenzae, M catarrhalis izler.
Yüksek ateş, kulak ağrısı, kusma, huzursuzluk gibi bulgular görülür.
Tanısı kulağın otoskopik muayenesi ile mümkündür.
 Klinik semptomları olan vakalarda kulak zarında matlaşma, hiperemik renk değişimi ve orta kulak boşluğunda efüzyonun gösterilmiş olması tanı için gereklidir.
 Kulak zarının sadece biraz hiperemik olması mirinjit olarak adlandırılır birçok üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında eşlik edebilir.
AOM tanısında ise ciddi klinik semptomlar, kulak zarı bulguları ve orta kulak boşluğunda efüzyon bulunması gerekir.
 AOM tanısı klinik tecrübe gerektirir, mirinjitten ayırt edilmelidir.

Akut larenjit:

 Parainfluenza virüsler önde gelen etkendir.
Bakteriyel etken olma olasılığı düşüktür ve aşılama ile difteri artık görülmemektedir.
Ani başlangıç, ses kısıklığı, stridor tablosu, ateşin olmaması tipik bulgularıdır. Epiglotit yine Hib aşılaması sonrası nadiren gözlenir. Dramatik solunum sıkıntısı, toksik görünüm ve bakteriyemi bulguları ile karakterizedir. 

Laboratuvar testler: ,

Viral etkenler içinde influenza virüs dışında diğerlerinde etkene yönelik bir tedavi bulunmamaktadır. 
Bu nedenle influenza düşünülen vakalarda burun mukozasından direk alınan sekresyon örneğinde hızlı influenza testleri yapılabilir, İnfluenza A/B yi yakalayabilir. Tanısal değeri yaklaşık %70-75 değerindedir. 

Diğer bir tanısal testte GAS ‘lar için boğaz salgısı örneğinde hızlı Strept-A testi ve boğaz kültürüdür. Strept-A testinin tanısal değeri %75-80 iken, boğaz kültürünün testi ise %96 dır. Bu iki test bize kesin tanıya ulaşmamızda yardımcı olabilir.

 Diğer kan testleri tam kan sayımı, CRP değeri direk tanısal bir anlam ifade etmez, ancak EBV enfeksiyonu düşünülen vakalarda yardımcı olur. 
Bakteriyemi olasılığı olan vakalarda ise hemokültür istenebilir. 

Tedavi: 

Birçok üst solunum yolu enfeksiyonun önde gelen etkenleri viral olduğu için, özellikle 5 yaş altı çocuklarda antibiyotik kullanımı gereksizdir. 
Fayda sağlamaz, inanılanın aksine bakteriyel enfeksiyon gelişimini de engellemez. 

Antibiyotik kullanımı bakteriyel direnç gelişmesine neden olur, ciddi maddi kaybı beraberinde getirir ve solunum yolu florasında bakterilerin ortadan kalkmasına neden olarak viral hastalığı daha da ağrılaştırabilir.
 Elbette antibiyotiklerin olası yan etkilerini de beraberinde getirir.

 Bir kez antibiyotik kullanmak ileride olabilecek antibiyotik kullanımı kolaylaştırır, tetikler. 

Ailelerin viral enfeksiyonlar sırasında kullanımı ile kazandıkları antibiyotik tecrübesi antibiyotiğe güveni artırır ve ileride ailelerin antibiyotik isteklerini destekler, bu da antibiyotiklerin hatalı kullanımına zemin oluşturur. 

Hekimler üst solunum yolu enfeksiyonlarının klinik bulgularını iyi öğrenerek buradaki enfeksiyonları ayırt edebilirse, tanısal testleri doğru kullanırlarsa, hastaya gerekli zamanı ayırabilirlerse, her pürülan burun akıntısına sinüzit tanısı koymayıp bunun viral enfeksiyonlarda da olabileceğini kavrarlarsa, antibiyotikler bu derecede reçete edilmeyecektir. 

Günümüzde konjuge bakteri aşılarının geliştirilmesi, ülkemizde de kullanımda olması bakteriyel etken olma olasılığını düşürmektedir. 

Antibiyotik kullanılan alanlar sınırlıdır.
 GAS tonsillofarenjitinde penisilin günümüzde ilk tercih özelliğini korumaktadır. 
Akut romatizmal ateş olasılığını ortadan kaldırmak için kullanılmalıdır.

 Akut bakteriyel sinüzit ve akut orta kulak enfeksiyonunda ilk tercih amoksisilindir. Ancak bu iki enfeksiyonda da ciddi olan vakalarda amoksisilinin kullanılması önerilmektedir. 

Tanısı kesinleşen ve ciddi klinik bulguları olan, influenza yönünden risk grubunda yer alan vakalarda oseltamivir tercih edilir.

 Epiglotit ise hastaneye yatışı ve intravenöz antibiyotik kullanımını gerektirir.




Sunday, April 1, 2018

Çocuğum Sık Hastalanıyor? Sık Antibiyotik Kullanıyorum? Neden?






Prof.Dr. Emin Ünüvar

Solunum yolu hastalıkları çocuklarda en sık görülen akut enfeksiyon bölgesidir.
Özellikle kış mevsimlerinde hastalık sıklığı artar.
 Kalabalık yaşamak, kapalı alanlarda bir arada bulunmak da bulaşmayı kolaylaştırır.

Solunum yolu hastalıklarının sık görüldüğü iki temel risk grubu vardır.
Bunlar kreşe veya okula giden çocuklardır. Bu gruplarda yılda 10-12 kez enfeksiyon görülebilmektedir.
Bu kadar sık enfeksiyon geçirmenin bazı nedenleri bilinmektedir.
Bu çocukların yaklaşık yarısında vücütlarında enfeksiyonları kolaylaştıracak bir eksiklik yoktur. Sadece şanssız, metropollerde yaşayan kreşe giden çocuklardır.
Muayenelerinde de, bazı kan testlerinde de herhangi bir sorun görülmez.

İkinci kolaylaştırıcı durum %15-30 unda gözlenir. Bu da solunum yollarının hassas yapısı, alerjik bir bünyeye sahip olmasıdır.

Solunum yolu allerjisi olan çocuklarda bu tür enfeksiyonlar daha kolay gelişebilmektedir. Bu araştırılabilir ve önlemleri alınabilir.
 Bir diğer kolaylaştırıcı durum da geniz eti sorunu olan çocuklardır.
Geniz etleri burun arka deliklerini tıkayarak burun yapısını bozar ve hastalıkların kolay gelişmesine neden olur. Bu durumda tanımlanabilir ve tedavisi mümkündür.

Dördüncü bir faktör kronik sorunları olan çocuklardır.
 Bunlarda da hastalıklar kolay gelişir bunların en önemlileri nörolojik sorunu olanlar, doğuştan kalp hastalıkları, kistik fibroz hastalığı önemli olanlarıdır.

Sonuncu faktör de bağışıklık sistemindeki bazı sorunlardır.
Bu da bazı testlerle araştırılabilir.

Sonuç olarak ,
metropollerde yaşayan şanssız kreş çocukları, alerjik yapıdaki çocuklar, geniz eti olanlar, kronik hastalıkları olanlar ve bağışıklık sisteminde sorun olanlar olarak sıralanabilir.

Bir faktör vardır ki hepsini direk olarak etkiler belki de en önemlisidir.
 O da sık ve gereksiz yere antibiyotik kullanımıdır.

Her bir antibiyotik kullanımı bir sonraki enfeksiyonda tekrar kullanımını da beraberinde getirmektedir.

Çocuklarda dirençli mikropların da oluşmaması için olabildiğinde az oranda ve seçici olarak antibiyotikler kullanılmalıdır.

Bu çocuklar izlendiğinde hastalıkların sıklığı kreşe başlandığı ilk 1-1,5 sene de hastalıklar sıkça olmaktadır sonrasında yavaş yavaş azalır ve sorun olmaktan çıkar.
 Altta yatan bir hastalığın olmadığı şanssız çocuklar bu tünelden çıkmış olurlar. 




Friday, March 30, 2018

El - Ayak - Ağız Hastalığı









El-ayak-ağız hastalığı Coxackie virusu ile oluşan viral bir hastalıktır. 
Oldukça bulaşıcıdır. Kreşlerde, okullarda  yaz ve sonbaharda salgınlar yapabilir. Çoğunlukla 5 yaşın altındaki  çocuklarda görülür. 
Hastalık  ateş, boğaz ağrısı ve iştahsızlık şeklinde başlar.
 Ateşten 2-3 gün sonra  ağız içinde  ve  el  ve ayak içinde içi sıvı dolu  döküntüler ile kendini gösterir.
 Deri döküntüsü ağız içi afttan bir iki gün sonra görülür, küçük kırmızı noktalar halinde başlar, içi sıvı dolu hale gelir.
 Döküntüler ağrılıdır , bazen kaşıntı görülebilir, gövdede ve bez bölgesinde de görülür. 
Döküntüler 1 hafta kadar sürebilir.
 Ateş değişkendir, 39-40  derece ye  kadar çıkabilir. 
 Hastalığın geç döneminde tırnaklar kendiliğinden düşebilir.
Özellikle küçük çocuklarda ağız içindeki aftlara bağlı olarak beslenme güçlüğü görülebilir. 
Hastalıktan korunmak için el temizliğine dikkat etmek gerekir, özellikle tuvaletten sonra veya bez değiştirdikten sonra mutlaka el yıkamak, çocukların kullandığı tüm malzemelerin  ve oyuncakların temizliğini ve dezenfeksiyonunu sağlamak önemlidir. Hastalara sarılmak , öpmek gibi yakın temastan ve ortak eşya kullanımından kaçınmak gerekir. 
Hastalığın  özel bir tedavisi  yoktur.
 Antibiyotik kullanmak gereksizdir.  
Ateş düşürücü ve ağrı kesici kullanılabilir. 
Ağız yaralarına özel  solusyonlar kullanılabilir. 
Bağışıklığı güçlendirmek için vitamin ve çinko desteği yapılabilir,
Beslenmede dikkat edilecek noktalar:
Ağiz içi aftlarda nasıl beslenmeli?
YASAKLAR: bisküvi, kızarmış ekmek, havuç gibi sert ve sivri gıdalardan kaçınılmalı, turunçgiller portakal, mandalina, greyfurt, limon ve suları , domates gibi asidik yiyecekler ,turşu, tuz ve baharatlı besinler, çok soğuk ya da sıcak besinler.
Neler verilebilir?
-çorba, özellikle tarhana çorbası probiyotik içermesi açısından da besleyici değeri yüksektir.
-yoğurt, ayran
blenderda hazırlanmış süt+ muz+ bal + bisküvi
-baklagiller,
-fırında pisirilmiş meyve (armut elma..)
-meyveleri blenderdan gecirilmiş, az şekerli koyu kıvamlı komposto

Tedavi:
Karbonatlı su ile gargara:
* 1çay bardağı ılık su içine 1çay kaşığı karbonat ile günde 2-3 kez ağız içi temizliği yapılır
* propolis
* Karadut şurubu ile gargara
* B vitamini:  özellikle yeşil yapraklı taze çiğ sebzelerde ya da ilaçların içinde bulunur-Çay: içerdiği tanninler nedeniyle yara iyileştirici etkisi vardır. küçük çocuklarda poşet çayı 60 saniye aftın üzerinde tutmak fayda sağlayabilir..
* Büyük çocuklarda buzlu su ağrıyı hafifletir.
Doktorunuzun önereceği özel ağız içi sprey ve kremler.


Tuesday, March 27, 2018

Çocuklarda Besin Allerjileri




Besin alerjisi ; normalde sorun olmayan bazı besinlere  karşı vücutta aşırı tepki görülmesi durumudur.
Çocuklarda besin alerjisi genelde ilk 3 yaşta görülür.
Besin allerjisi olan çocukların  yanaklarında pütürlü döküntüler ve ciltte kuruluk gibi bulgular vardır.  
En sık görülen  besin alerjisi inek sütüne karşıdır, daha sonra yumurta alerjisi görülür. Buğday unu, fındık, fıstık,  balık ve diğer  deniz ürünleri de en sık alerji yapan besin maddeleridir. Bu 5 gıda türü tüm besin allerjilerinin %  90’ını oluşturur. Besin allerjisi , genelde maruz kalınan besinin ikinci kez vücuda alınması ile meydan gelir.İlk alımdan sonra vücutta bu besin maddesine karşı meydana gelen antikorlar alerjiye sebep olan etkendir..
Besin alerjisi en sık çocuklarda atopik dermatit ( egzema) ile karşımıza çıkar. Besin allerjisi olan çocukta sıklıkla mide barsak tutulumu görülür, ilk bir yaşta fışkırır tarzda kusma ve ishal görülebilir. Bu kusmalar;  alerji yapan besinin diyetten çıkarılmasıyla sona erer, ancak besin yeniden verildiğinde  tekrar başlar.
Daha az görülmekle beraber besin alerjisine bağlı ürtiker ( kurdeşen ) denilen ciltten kabarık, kaşıntılı bir döküntü gelişebilir. Bu alerjik döküntü bazı hastalarda anjioödem adı verilen yaygın vücut şişmesine dönüşebilir.
Besin alerjisine bağlı en ciddi ve en korkulan tepki anafilaksidir.  Anafilaksi ciltte ürtiker,  tansiyon düşmesi, nefes alıp vermede zorlanma ve en son kalp durmasına kadar giden  belirtilerin görüldüğü bir durumdur, hayatı tehdit eden ciddi bir tepkidir ve acilen müdahaleyi  gerektirir..
Besin allerjilerinin % 90 sebebi inek sütü, yumurta, balık ve deniz ürünleri, buğday unu ve benzeri tahıllar ile fındık fıstık ceviz gibi kuruyemişlere karşı gelişir.
Bu gıdalara alerji olup olmadığı kandan yapılan bir testle görülebilir. Ancak bu testlerle her zaman alerji tespit edilemiyebilir.
Şüpheli durumda ciltten bir testle alerjik duruma bakılabilir. Bu teste alerji prick testi (delme-delme) deri testi denir. Bazen de bütün testler negatif çıkabilir ancak çocukta o besini verdiğimizde anormal tepki olabilir. Bu gibi durumlarda  annenin gözlemi önemlidir.
Çocuklarda alerjiye neden olan gıdalardan fıstık gibi kuruyemişlere ve balığa olan allerjiler, diğer besin allerjilerine göre daha kalıcıdır, erişkin döneminde de devam edebilir. İnek sütü, yumurta gibi besinlere olan alerjiler üç yaşına doğru düzelmeye başlar.

Hangi besine karşı alerji geliştiği tespit edildiyse, o besin diyetten  çıkarılır. Dışardan  alınacak besinlerin içerikleri tüketilmeden  önce kontrol edilmeli ve mutlak sürette o besinden uzak durulmalıdır. Besin alerjisi tedavisinde: alerji hafif ise  allerji şurupları ile tedavi yeterlidir.
Ciddi allerjik tepki beklenen durumlarda anaflaksi gibi, çocuğun yanında epinefrin enjektörü taşınmalıdır. Ciddi alerjik tepki beklenen çocukların alerji uzmanı takibinde olması gerekir.







Monday, March 26, 2018

Kışın Çocuklar Hasta Olmasınlar























Prof. Dr. Yonca Tabak



kışın yapacağımız birkaç yaşam tarzı değişikliği ile çocuğunuz nasıl daha az hasta olabilir, bu konuda neler yapılabilir?

1-DONDURMAYA SON
Öncelikle soğuk ve bağışıklık arasındaki ilişkiyi inceleyelim.

 Vücudumuza bir enfeksiyon girdiğinde bağışıklık sisteminin koruyucu hücreleri o bölgeye kan yolu ile dolayısıyla damarlarla gelir.
Soğuk havada damarlar büzüşür yani daralır ve o bölgeye yeterince kan gitmez. Kan gitmeyince o bölge savunmasız kalır.

Dolayısıyla kışın, enfeksiyonlara yatkın olan çocuklara dondurma yedirmeyin.

2- TERİ ÜSTÜNDE SOĞUMASIN
Üşütme ve hasta olma arası ilişki bu yüzden var.
Bu nedenle çocuğun üşütmemesi de önemli.
Çünkü üşüyünce kan en hayati iç organlara gönderilir.
Boğaz yolu gibi dışa açık organlara daha az kan gider.
Solunum yolu enfeksiyonları o yüzden kışın daha fazla görülür.
Ders aralarında koşup, terleyen çocukların teri üzerinde soğumasın diye cilt sıcaklığını optimize eden termal atlet giydirin.
3- ALIŞVERİŞ MERKEZİ VE KAPALI YÜZME HAVUZLARINDAN UZAK DURUN
Kışın mikrop kaynağı olan alışveriş merkezlerindeki oyun alanlarından uzak durun.
Onun yerine hafta sonu kısa süreli de olsa, çocuğun oksijen alacağı ve güneş ışığı göreceği bir açık hava aktivitesi ayarlayın.
Çocuğunuzu koşacağı bir spora gönderin. Basketbol, voleybol, tenis bu anlamda çok etkilidir.

Kışın kapalı havuzlarda yüzme sporu, dezenfektan klor kokusu, rutubet ve saçların ıslak kalma ihtimali nedeniyle risklidir.

4- RUTUBETTEN UZAK DURUN
Rutubet, sigara kadar tehlikeli bir ev-içi hava kirliliği kaynağıdır.
Altta alerji olmasına ya da olmamasına bakmadan tüm ev hakli için sık solunum yolu enfeksiyonu ve astım nedenidir.
Başka odada var, banyoda var, bize gelmiyor diye düşünmeyin.
Herhangi bir odadaki rutubet varsa bütün odalara hava ile yayılır ve sizi hasta eder.
O yüzden bir an evvel havalar henüz iyiyken rutubetin kaynağından kurutun.

5- ÇİKOLATA VE ABUR CUBURA İZİN VERMEYİN
Boğaz yolumuzda sağlıklı ve sağlıksız mikroplardan oluşan bir mikrop tabakası vardır.
Bizi hastalıktan koruyan dost mikroplar çok kırılgandır. En ufak tahriş edici ile ölürler.
Onlar ölünce ortamı boş bulan hastalık ediciler ortamı ele geçirir ve çocuk kendi mikrobu ile hasta olur.
Bu dost mikropları öldüren ve çocukları hastalıklara açık hale getiren en önemli etken çocuk reflüsüdür.
Çocuk reflüsünü en çok tetikleyen şey de çikolata, kakaolu ürünler ve neredeyse bütün çocukların rahatça tükettiği abur cuburlardır.
 Benim çocuğumda reflü yok, demeyin, her çocuğun midesi reflüye yatkındır.
Ve çocuğunuzun bu kış daha az hasta olmasını istiyorsanız çocuğunuza okullardaki çikolatalı doğum günü pastaları, paketli tuzlu krakerler de dahil abur cubur yemesine izin vermeyin.
Bu, okul idareleri ile veya diğer velilerle mücadele etmek demek olsa da inanın eğer başarırsanız, buna değeceğini göreceksiniz.

6-UYKU ÖNCESİ YEMEK YEDİRMEYİN, SÜT İÇİRMEYİN.
Aynı şekilde çocuk midesi tam olgunlaşmadığı için erişkine kıyasla kısmen gevşek olduğundan gece yatmadan önce iki saat çocuğunuza bir şey yedirmeyin.
Gece yatmadan önce süt içirmeyin.
Sadece su içsin.
Gündüzleri okulda çocuğunuzun yemekten sonra en az 2 saat öğlen uykusuna yatırılmasına izin vermeyin.

7- YEMEKTEN SONRA MİDEYİ SIKIŞTIRACAK EGZERSİZ YAPTIRMAYIN
Akşamları, çocuğunuzla vakit geçirmek için az zaman kaldığını biliyorum.
Bazılarınız bu sürede top, güreş gibi fiziksel oyunlar oynuyor çocuğuyla.
Ama eğer çocuğunuz az hasta olsun istiyorsanız çocuklarınıza yemekten sonra 1-2 saat aktif egzersiz yaptırmayın.
 Okulda da yemekten sonra en az bir saat fiziksel aktivite, beden eğitimi yapmamasını sağlayın.
 Çocuğun okulda yemekten sonra uyumasına izin vermeyin.

8-PORTAKAL SUYUNA YÜKLENMEYİN
Bağışıklığı güçlendirmek için bol çiğ meyve, sebze yedirin.
Ancak çok ekşi meyveler olmasın. Mesela, çocuğa C vitamini yüklemek için ekşi portakal suyu yüklemeyin.
Daha tatlı ve bol P vitamini içeren, elma, muz, üzüm kış için çok destekleyici meyvelerdir.

Elma, havuç, üzüm suyu sabah için iyi bir başlangıç olacaktır.

9-KAHVALTI ETMEDEN OKULA GÖNDERMEYİN
Tam gün okula giden çocukların sabah kahvaltı etmeden okul servisine bindiği ve kahvaltıyı okulda yaptığını gözlemliyorum.
Aç karnına okul servisi mide bulantısı yapabilir.
 Mide bulantısı da reflü ve hastalığa davetiye demek olacaktır.

Çocuğunuzu erken kaldırıp, hızlı hazır kahvaltılık gevreklerle değil,  peynir, ekmek, zeytin, yumurta gibi doğal gıdalarla kahvaltı yapmasını sağlayın.
Olmuyorsa en az bir tane muz yedikten sonra okula gönderin.

10-ŞİFA NİYETİNE ÇİĞ SARIMSAK, SOĞAN, BAL YÜKLEMEYİN
Televizyonlardan her duyduğunuzu çocuğunuza uygulamayın.
 Örneğin, antibiyotik niyetine çiğ sarımsak, soğan vermeyin.
Çocuk midesi kaldırmaz, reflü olur ve bir bakarsınız daha da hasta olmuş.
 Balın asit değeri limona eşittir.
Çocuğunuza şifa niyetine kaşık kaşık bal yedirmeyin.

Meyve şekerli az pişmiş bir marmelat çok daha güvenli olabilir.

aynısefa çiçeği

calendula officinalis: dahili olarak ağiz boğaz agrısında , mide ülserinde harici olarak yara iyilesmesinde kullanılır. boğaz agrısında 1...